7 Ekim 1921

Afyonkarahisar Cephesi adıyla Ban Cephesi'ne bağlı Birinci Ordu Komutanlığı kuruldu ve komutanlığa Eski Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşa atandı. Önceki gün Malta'dan Ankara'ya gelmiş olan Ali İhsan Paşa, İsmet Paşa'dan daha kıdemli olduğunu savunarak bu göreve itiraz ettiyse de geçici olması şartıyla kabul etti. Ali İhsan Paşa, Ban Cephesi Komutanı ismet Paşa'nın emirlerine uymak istemediği için görevinden alınacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dışişleri Bakanı Curzon, Bakanlar Kurulu'na bir muhtıra ile birlikte Misak-ı Milli'nin. çevirisini verdi. Curzon, muhtırasında, Sakarya Savaşı sonrası siyasi durumu değerlendirdi: Askeri durum, arabuluculuk girişimine elverişli görünüyor. İstanbul Hükümeti pek önemli değil. Ankara'dan alınan raporlar pek umut verici değil, Mustafa Kemal'in durumu sağlam görünüyor. Sevr Anlaşması yumuşatılabilir. Mustafa Kemal isterse İzzet Paşaya da Avrupa'daki temsilcileri aracılığıyla görüşlerini İngiltere'ye iletebilir. Bağdat Komiseri Cox, 28 Eylül tarihli birinci telgrafından sonra bugün yolladığı ikincisinde, Sakarya Zaferi'nden sonra ortaya çıkan durum konusunda endişelerini tekrarladı. Mustafa Kemal'in Irak'a yürüyebileceğini, Kral Faysal'ın Mustafa Kemal'den korktuğunu ve onunla anlaşma yapmak istediğini bildirdi: "Böyle bir anlaşma, Faysal'ın İslam dünyasındaki prestijini artırır. Irak'taki Türkiye taraftarlarının çalışmalarını kısırlaştırabilir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Celal Nuri ve Aka Gündüz, Ankara'ya gitmek üzere Kastamonu'ya geldiler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


BATI CEPHESİ KUMANDANLIĞI NA

(7 EKİM 1921)

Ankara

7.10.37 [1921]

Batı Cephesi Kumandanlığına

C: 7.10.337 [1921] saat 1 sonra tarihli şifreye:

Düşmanın 6 Teşrinievvelde [6 Ekim'de] Akin ve Kırka'ya hareket ettirdiği iki fır­kasıyla Afyon mıntıkasını takviye edeceği ve belki de bu yeni kuvvetlerle belirtilen mıntıkada aleyhimize bir netice arayacağı hakkındaki devletlilerinin görüşleriyle hemfikirim. Böyle bir halde Afyon grubunun kuzeyden diğer kuvvetlerle takviyesine ve muharebeyi devamlı bir meydan muharebesi şekline çevirmeye mevcut cephane vaziyeti müsait olmadığından, düşmanın bu tarzdaki hareketi tahakkuk ettiği halde, kolayca muharebeyi kesebilmek için şimdiden derinliğine tertibat alınması uygundur.

Yalnız bu iki düşman fırkasının 1. Kolordu'muzun güneye doğru kaymasından et­kilenilerek müdafaaya yönelik bir fikirle Afyon mıntıkasına nakledilmesi de muhte­mel olduğundan, 1. Kolordu'nun kati muharebeye girişmemek şartıyla Hüsrevpaşa hanı-Yapıldak mıntıkasına sürülmesi suretiyle stratejik bir yan tesiriyle Afyon mıntı­kasındaki mevcut vaziyeti devam ettirmek imkânı olacağını da tahmin ediyorum.

Dolayısıyla bugün alınacak haberlere göre böyle bir hareketin talep edilen neti­ceyi vereceği kestirilirse, 8.10.37 [1921] sabahı belirtilen kolordunun ileriye sürül­mesini ve diğer kısımlarda mevcut vaziyetin muhafazası, aksi halde bu geceden ta­savvur olunan derinliğine tertibatın alınması uygundur.

Bu halde süvari grubunun geniş ölçüde akınlara sevk edilmek üzere sol kanat ge­risinde toplanmasını faydalı görürüm.

Bir meydan muharebesi için gerekli cephanenin Konya hattı üzerine nakline ça­lışılmaktadır. Bununla beraber, bu nakliyatın on-on beş günden evvel nihayet bulaca­ğını zannetmiyorum.

Başkumandan M. Kemal


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri / Cilt 12)


(Celal Nuri hakkında araştırma yaparken Necmi Uyanık’ın yazdığı ‘BATICI BİR AYDIN OLARAK CELÂL NURİ’NİN İLERİ VE YENİLEŞME SÜRECİNDE FİKİR HAREKETLERİNE BAKIŞI’ isimli makalesini inceledim. Kendisinin düşünce yapısıyla ilgili ilgimi çeken kısımları paylaşıyorum)


(Osmanlı’nın son döneminde) Celâl Nuri ‘Osmanlı Devleti nasıl kurtarılabilir?’ sorusuna cevap ararken düzeni bozulmuş olan eski idarecilerden ümidini keserek Türk milletini tek unsur olarak görmüştür.

Celâl Nuri, Osmanlı’nın kurtuluşu için Avrupa medeniyetini hedef gösterirken bu medeniyetle ilgili tereddütleri de yok değildir.

Çünkü Avrupa’nın savaşlarla insanları kana boğan vahşi yönü Avrupa medeniyetinin iyi tarafına gölge düşürmektedir.

(Aynı dönemde yaşamış Batıcılardan) Abdullah Cevdet’e göre ise, ilerlemiş bir Avrupa medeniyetine kafa tutmak çok yanlış bir harekettir.

Buna karşılık Celâl Nuri 32 sayfalık bir risale kaleme almıştır.

Müslümanlara karşı hunharlıkta yarışan Avrupa’ya karşı kardeşlik beslemek, hürriyetimizden vazgeçmek anlamını taşıyacaktır.

Celal Nuri’nin Risalesinden;

“Abdullah Cevdet Bey! Arapça İsteyen Urbâne gitsin. Frengiler Frenkistan’a gitsin. Acemce isteyen İran’a gitsin. Ki biz Türk’üz bize Türkî gerektir. Eğer bu fikirde isen sana burada yer yoktur. Uğur ola! Hürriyetin elindedir”

Celal Nuri millî mücadele sonrasında da ırkçı bir özellik göstermeyen Anadolu’ya dayalı Türk milliyetçiliği fikrini desteklemiştir.

Celâl Nuri’nin 1932’de yaptığı açıklamalara göre, bir insan kümesini millet haline getiren unsurlar; ırk birliği, aynı memlekette oturmak, manevî yakınlık, dil birliği, din birliği ve idarede birliktir.

Buna göre Yahudiler farklı coğrafyada yaşadıklarından bir milliyet teşkil edememişlerdir.

Öyleyse, ırk ve milliyet tabirleri birbirinden ayrılmalıdır ve millet mefhumu ırk kavramından daha doğru bir yoldur.

Celâl Nuri’ye göre milliyetçilik vazgeçilemez bir unsurdur ve Türk milleti tarihin en büyük milletidir.

“Türk milleti ulu bir Sakarya’dır: Yalnız Sakarya, bir satıh üzerinde akıyor; Türk milleti ise, tarihin içinde; zamanların içinde akıyor.’’

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG