7 Nisan 1921

12.Kolordu, Yunanlıların ateşe vermeye fırsat bulamadan boşaltmak zorunda kaldıkları Afyon'a girdi. Şehir 12 gündür, Yunan işgali altında bulunuyordu. Afyon'a bağlı Eğret (lhsaniye) kasabası da kurtarıldı. Birinci ve ikinci Atlı Tümenler, Gediz üzerinden Uşak'a doğru ilerliyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Papulas, Savaş Bakanlığı'na, Türk ordusunun son iki ay içinde geçen iki yıldan fazla güçlendiğini, iyi teşkil edildiğini, yeni takviyeler alabileceğini bildirdi. "Düşman ciddi surette güçlenmeden 1 5 günden önce saldırmaya mecburuz" dedi; 52.000 er istedi; 2go subay ve 4.ooo'den çok erin savaş dışı kaldığını bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Gunaris ve Maliye Bakanı Prodopapadakis, İkinci İnönü yenilgisi üzerine Geperal Metaksas'a başvurarak Papulas'ın yerini almasını istediler. Venizelos'un Anadolu harekatına muhalefeti sebebiyle yıllardır yurt dışında bulunan ve Venizelos'un seçimleri kaybetmesiyle Yunanistan'a dönmüş bulunan Metaksas, Yunan ordusunun Anadolu'da hiç bir başarı şansının olmadığını belirterek görev almayı reddetti. Bununla birlikte, Gunaris'in Anadolu gezisinde özel bir kişi olarak yer almayı kabul etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bursa mebusu Operatör Emin Bey, Meclis'te cephe izlenimlerini anlattı. "Yaralılar içinde, yaralan ağır olanlar bile, yaralandıklarına üzülüyorlar ve bir an önce cepheye gitmek istiyorlar. Ölen yaralılardan bir kısmı son söz olarak 'düşman, seni tırnaklarımla yiyeceğim!' diyordu. Bu ordumuzun ilk zaferidir". Meclis'te, Yunan zulümlerinin Avrupa'ya anlatılması istendi. Bafralıların orduya 4 ton tütün armağan ettikleri açıklandı.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Düşman önünde, cephe arkasında, kadın, çocuk, genç ihtiyar... vatan aşkı ve istiklal ateşiyle yekpare bir kale halini almıştır. İşte Türk milleti ...

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz : Şaşkın düşman sürüleri, süvarilerimiz tarafından kovalanıyor. Bir Bulgar "Türklerin vatanperverliği dünyaya örnek olmalı" diyor. L. George, Yunan hezimetinden üzüntülü.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunanlılar Londra’da “ Anadolu’yu yola getirmek için askeri ve maddi imkanları olduğunu ifade ettiklerinde, bazıları tereddüt ve şüphelerini belirtmişlerdi; Sforza, Napolyon’un Rusya’daki talihsizliğini düşünün diye kulaklarına fısıldamış, General Gouraud da daha yüksek sesle, Antepli Türklerin Fransız Ordusu’na altı ay karşı koyan kahraman savunmasını anlatmıştır.


Yunanlılar, omuz silkerek, Londra Konferansı’ndan en çok on gün sonra, kararlılıkla tekrar hücuma geçerler. Madem ki dört günde 100 km. ilerlemişlerdir, haklı değiller midir? Ve sonra onuncu günde, inleri ve cephesini yani, İnönü’nü tekrar bulurlar. Ocak ayında 25.000 kişi idiler, bu kez üç kere daha fazladırlar.


“ Üç kere daha fazla topçu ve piyade

Ama bizim süvarimiz güçlüdür: atlar, ne makineye ne topu, ne havan topuna ihtiyaç gösterir, kılıç pahalı olmayan çıplak bir demir parçasıdır.

26 Mart : akşam, düşmanın sağ kanadı bize doğru harekete geçer.

27 Mart : bütün cephelerde savaş.

28,29,30 savaş devam ediyor.

Ve 31 Mart gecesinde:


-Mehtap var mı idi, bilmiyorum-


İnönü ovası, seslerle ve kıvılcımlarla doldu ve ertesi gün, 1 Nisan: Metris Tepesi parıldamaktadır ve bir telgrafta şu kelimeleri okuyoruz; “Saat 6.30 Bozüyük yanıyor, düşman harp meydanını kuvvetlerimize terk etti.


İsmet, Batı Cephesi Komutanı “


Yeni bir kahraman doğmuştur: İsmet Paşa, İstanbul'da çıkan haftalık bir hiciv dergisinin ikinci sayısının kapağında, İsmet, Yunanlı bir generalin “ ensesinde boza pişirmektedir.” Ya Kemal, İnönü kahramanına ne yazmaktadır? “ Dünya tarihinde, sizin İnönü savaşlarında üstlendiğiniz kadar ağır bir mesuliyeti üstlenmiş komutanlar azdır.”


Kemal, mücadeleye geç katılmış olanlara karşı değildir. İsmet’ten sonra, ilk sırada Fevzi gelmektedir. Son anda davaya inanmış, Anadolu’nun perişan havasından şaşırmış olan Fevzi, değişmeyen kişiler takımındandır. İsmet’i neşeli yaramaz bir çocuğa çevirecek kadar ağır, ciddi vasıflarına derhal yeniden kavuşan Fevzi’den, dün İstanbul’da olduğu gibi, bugün de Ankara’da Kemal’in sadece yıprattığı ve aşırı derecede harcadığı, ölçülü ve güvenilir bir enerji taşmaktadır.; Teşkilat-ı Esasiye’nin kabulü sırasında Fevzi, Heyet-i Vekile Reisi ( Bakanlar Kurulu Başkanı ) olmuş ve ilk baharda tekrar Milli Müdafaa Vekilliği’ni almıştır. İşte, Kemal’in yanında yer alan, kararlı ve aralarından su sızmayan bir çift arkadaş.


İki adam gelir, iki adam da gider; Bekir Sami, yarı resmi görevinin sonunda sessizce çekilir, halbuki Aktem Rüstem, İslam Haber Ajansı’na Londra Konferansı sırasında, acımasız bir alaycılıkla Sami’nin davranışını tenkit eden son bir makale gönderdikten sonra bir daha görünmez. Kemal’in yönetiminde herkesin bir yeri vardır. Sami ve Rüstem diplomatik öncülük rolü oynamışlardır: Kemal ile birlikte Harbord ve Georges Picot’yu kabul etmek, Müttefikleri ve Bolşevikleri milliyetçilerin var olduğuna, görüşülebilir ve mesuliyetlerini müdrik olduğuna, onlarla müzakere gereğine ikna etmek onların görevidir. Görev bitmiştir, dönülmez bir noktaya varmıştır: İtalyanlar yan tutmayan müttefikler olmuş, Fransızlar kazanılmıştır. Lloyd Geoerge’un Venizelos’a körü körüne sevgisi olmasa, İngilizler yakınlık duymaya hazırdırlar. Nihayet, Moskova imzalanmıştır. Ama ne müzakere, önceden düşünülmüş, hile, iki yüzlülük, kararsızlıklarla dolu bir müzakere, ailelerin asırlık düşmanlıklarına rağmen aşkı tanımaya karar vermiş, tecrübesiz iki gencin belirsiz hareketlerini tekrarlayarak!


KEMAL ATATURK BATININ YOLU/ ALEXANDRE JEVAKHOFF (Türkçesi Zeki ÇELİKKOL) / 163-164


Nurettin Gülmez ‘Anadolu’da Yeni Gün’ kitabında gazetenin milli bilinci uyandırma ve canlı tutma konusuna nasıl baktığını anlatıyor:


2.İnönü Savaşı sırasında ele geçtiği söylenen bir hatıra defterinden alıntı yapan Yeni Gün, Yunan subayın sözleriyle, Türk milletini galeyana getirmek istemektedir:


‘Uyan ey kahraman ecdat, uyan 11.Konstantin!


Senin taht ve tacını süvarilerine çiğneten Fatih’in torunları, bak ölü olarak bir çekirge sürüsü gibi tarlalara serilmiş, yenilgilerini kabulleniyorlar. Dün Avrupa’ya müthiş ve ateş gibi akın eden Türk İmparatorluğu’nun cesur orduları, bugün karşımızda rezilce ruhlarını teslim ediyorlar. Atlarımızın ayakları, taş yerine kesilmiş kafaları, toprak yerine yumuşak cesetleri çiğniyor. Büyük Bizans, üstüne çöken karanlıklardan silkinerek mezarından kalkıyor. Çocuklar, kadınlar, kızlar süngülerimizin parıltısını görür görmez, hemen Hıristiyan oluyorlar. Fanatik, domuz Türkler’in başını kasaturalarla kesiyoruz. Batıl Doğu inancının bir örneği olan minareleri ve mescitleri dinamitlerle uçuruyoruz. Ben Türk adına elime geçenleri öldürmeyi medeniyetin gereği sayıyorum çünkü vahşi ve barbar insanlar insanlığa zararlı unsurlardır. Türkler için şefkat, ateştir. Türkler’e acımak demek, onları layık oldukları cennete göndermektir.’ (7 Nisan 1921 Yeni Gün)


(Kaynak: Nurettin Gülmez / Anadolu’da Yeni Gün / Syf 256)


Askeri polis teşkilatının kaldırılışında, iyi çalışmadıkları ve gizliliğe uymadıkları sebep olarak gösterilmektedir. Faydalı işler yaptıkları muhakkak olmakla beraber görevlerinde lakayt davrandıklarını, yetkilerini aşarak gerekli gereksiz her işe karıştıklarını görmekteyiz. Bütün bunları göz önüne alan EHUR, teşkilatı kaldırmaya karar vermiştir. 7 Nisan 1921 tarihinde Garp Cephesi Komutanı İsmet (İNÖNÜ) Paşa, teşkilatın lağvedildiğini şubelere şu şekilde bildirmiştir:


“ EHUR’dan mevrud (gelen) 2/2809 numara ve 21 Mart 1921 tarihli emri ile (P) Teşkilatı lağvedilmiştir. Yeni talimata göre (P) şubeleri namı, (Tetkik Heyeti) namına kalbolunmuştur (dönüştürülmüştür). Bu teşkilat 1 Nisan 1921’den muteberdir (geçerlidir). Buna göre en muktedir memurların tefrikiyle alıkonulması ve mütebakisinin (geri kalanlar) vazifelerine hitam (son) verilmesi”


Teşkilatın kaldırılması, (P) elemanları içinde tepkiyle karşılanır. Bazı şubelerin kendilerini lağvetmeyerek bir süre daha faaliyetlerine devam ettikleri görülmektedir. Dönemin karışık ortamı, haberleşmedeki güçlükler, askeri yapılanmanın dağınıklığı ve teşkilata verilen yetki genişliği hususları dikkate alındığında, söz konusu durumun doğal olduğu düşünülmektedir.


MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ İSTİHBARAT FAALİYETLERİ / SEDAR YURTSEVER / 77-78


Bu dönemde, işgal kuvvetlerinden Fransız ve Amerikan Zabitanları ile Büyük Britanya Karması tenis takımlarına büyük bir üstünlük sağladı.

Tenis Müsabakası

Perşembe günü Fenerbahçe kulübünün tenis sahasında Amerikan zabitanıyla Fenerbahçe oyuncuları arasında bir tenis müsabakası yapıldı. Neticede Fenerbahçeliler kazandı.


ESİR ŞEHİRDE SPOR / MEHMET YÜCE / 229-230

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG