8 Şubat 1921

Antep düştü... Milli Kuvvetler Komutanı Özdemir Bey'le birlikte 1 50 savaşçının mutasarrıf vekili ve bazı memurların daha gece şehirden çıkmayı başarmasından sonra telaşa kapılan halk, Şıh Camii'nde toplanarak teslim olmaya karar verdi. Fransız komutanı Andrea'ya elçi gönderildi ve kaleye beyaz bayrak çekildi. Fransızlar, bombardımana son verdiler, halka un dağıtmaya başladılar. 11 ay 8 günden beri Fransızlarla savaşan Antep, 2 aydan beri Fransız çemberi içinde bulunuyordu ve halk son zamanlarda büyük bir açlık sıkıntısı içindeydi. Antepliler bu çarpışmalarda 6.317 ölü verdiler ve Fransızlara da büyük kayıplar verdirdiler. Şehirle ilgili teslim anlaşması yarın imzalanacak. Antep'in düşmesi, Güneydoğu'daki Fransızlar arasında büyük sevinç yarattı. Abadi, "Bu mesut olay sebebiyle Fransa'nın iki hafta sonra toplanacak Londra Konferansı'ndaki yeri pek kuvvetli olarak takviye edildi" demektedir. Fransızlar Antep çevresindeki kuşatmayı ancak 27 Şubat'ta kaldıracaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Meclis'in gizli oturumunda İstanbul Hükümeti'ne yazılacak cevap tartışıldı. Mehmet Akif Bey (Ersoy), Hamdullah Suphi'nin kaleme aldığı metni çok sert bulduğunu bildirerek kendi önerdiği metni okudu. Mustafa Kemal, buna bazı noktalardan karşı çıktı. Önerilerin birleştirilerek cevap yazılması, Başkanlığa bırakıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Milli Savunma bütçesi görüşülüyor. Mebuslar, subayların erlere ve halka iyi davranmasını, erlerin doyurulup giydirilmesini, halktan keyfi bir şey alınmamasını istediler. Demirci Mehmet Efe'nin el konulan para ve eşyasının nereye gittiği soruldu. Londra Konferansı'na katılmak üzere Ankara'dan ayrılmış bulunan Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey'in yerine vekil olarak yeniden Ahmet Muhtar Bey seçildi. Ahmet Muhtar Bey, Bekir Sami Bey'in Moskova'ya gidişi üzerine, 10 Ağustos 1920'de bu göreve getirilmişti. 30 Ocak'ta Ankara'ya dönmüş olan Bekir Sami Bey, önceki gün Londra'ya hareket etmiş bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Tevfik Paşa'dan Mustafa Kemal'e: Harbiye Bakanlığı'ndan alınan bilgiye göre, Yunanlılar 21 Şubat'ta 80.000 kişiyle saldırıya geçecek. Kilikya'da saldın Fransızları rencide etmektedir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal Ankara'ya ve yeni anayasaya şiddetle çattı: Geleneklerimizi, milli kurumlarımızı, dinimizin kutsallıklarını bile kökünden baltalamakta çok ileri gittiler. Bu memlekette yeniliklerin bu mertebe cahiline, reddedilmişine, aynı zamanda cesurcasına asla rastlanmadı. Ankara'dakileri öyle bir teceddüt hırsı sarmış ki.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Nutuk’tan/


Saygıdeğer Efendiler, Osmanlı Sadrazamının daha başka bazı öğütleri ve bildirdikleri vardır. Müsaade buyurursanız onları da okuyalım:


Şifre İstanbul, 5.2.1921

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne


Londra’da toplanacak olan konferansa Osmanlı Devleti’nin de davet edilmesinden dolayı telâşa düşen Yunanlılar, aleyhimizdeki propagandalarını bir kat daha artırmışlardır.


Paris’teki delegemizden aldığımız bilgilere göre, Yunanlılar, Fransız kamuoyunu aleyhimize çevirmek için, Anadolu’da bir Alman kurmay askerî hey’eti bulunduğu, sizin harekât ve siyasetinizin de bu hey’etin telkinleri ile yürütüldüğü yolunda Fransız çevrelerinde söylentiler yaymaktadırlar.


Ayrıca, Türkiye’deki Hristiyanların toplu olarak öldürülmekte olduğu ileri sürülerek, bunların kurtarılması için Papa tarafından bütün parlamentolara başvurulduğunun duyulduğu da sözü geçen delege tarafından bu bilgilere eklendiğinden, pek kötü etkiler yaratacak olan bu söylentilerin sür’atle yalanlanması rica ve tavsiye olunur.


Sadrazam Tevfik

Şifre İstanbul, 8.2.1921

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne


Konferansı etkilemek maksadıyla, Şubatın yirmi birinde, Yunanlıların 70-80 bin kişiyle taarruza geçecekleri Hariciye Nezareti’nce güvenilir kaynaklardan haber alınmıştır. Taarruzun Karahisar – Eskişehir doğrultusunda olacağı sanılmaktadır. İtilâf Devletleri temsilcileri, Ankara delegelerinin yalnız olarak konferansa kabul edilemeyeceğini de söylemişlerdir.


Sadrazam Tevfik


Bu telgrafın yazılmasından maksat, Yunanlıların taarruz edeceğini bildirmek miydi? Yoksa, 70-80 bin kişilik düşman kuvvetinin taarruza geçeceği tehdidi ile, konferansa Ankara delegelerinin yalnız olarak kabul edilemeyeceğini söylemek mi idi? Bunu kestirmek güçtür.


Delege gönderilmesi konusunda, bizim ileri sürdüğümüz görüşleri, yazılarımızda belirttiğimiz şekilde Tevfik Paşa, İtilâf Devletleri temsilcilerine tebliğ etmiş de, telgrafın son fıkrasıyla, aldığı cevabı mı bildiriyordu? Bu da açık değildir.


İstanbul, 8.2.1921

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne


Fransız kamuoyunu incitmemek için Kilikya’da (158) taarruzdan kaçınılması, hayırseverliğinden şüphe edilmeyen bazı Fransız devlet adamlarının tavsiyesi üzerine, Paris delegemiz tarafından büyük bir önemle bildirilmiştir.


Sadrazam Tevfik


Efendiler, bu gibi tavsiyeleri, İstanbul hükûmetlerinden çok dinlemiştik. Bizim taarruzdan kaçınmamızı tavsiye eden hayırseverin karşısındaki kimse, işittiğini bir gramofon gibi bize ulaştırırken, bu hayırsevere, bize taarruzdan kaçınılmasını, gerekenlere tavsiye edip etmediğini sormuş mudur acaba? Aldığı cevap, olumsuz idiyse, onun hayırseverliğine nereden hükmetmişti?


Vatanımızı işgal edenlerin kamuoyunu gücendirmemeyi tavsiye edenlere, vatanı işgal edilen milleti niçin incittiklerini ve incitmekte devam ettiklerini sormamak, neden bu Osmanlı devlet adamlarının belirgin özellikleri olmuştu?


Kısacası, saygıdeğer Efendiler, görülüyor ki, Tevfik Paşa ve arkadaşlarıyla, temelde, düşünce ve görüşlerde anlaşmak mümkün olamıyordu. Nihayet, konu Meclis’e getirildi.


Meclis’e iki teklifte bulundum. Birisi memleketin durumunu ve milletin gayesini İstanbul’a açıkça bildirmek; ikincisi, ayrıca davet yapıldığında Londra’ya müstakil bir hey’et göndermekti. Her iki teklifim de kabul edildi.


1921 YILI Ocak başlarına gelindiğinde, Kemalistler başarılı günler geçirmişlerdi. Gümrü ve İnönü’deki başarılar onların Londra’ya çağırılmalarını sonuçlandırmış, tüm durumu gözden geçirerek bu kez daha fazla pazarlık gücüyle Sovyet Rusya ile yeniden görüşmelere başlamak yolunun tutulmasını yeğlemişlerdir. Bu gelişmeler Bolşevikleri de etkilemiş, bir süre önce kurulmuş olan Tevfik Paşa Hükümetine kuşkuyla bakmaya başlamışlardı. Çünkü bu hükümetin Kemalistlerle bir anlaşmaya varılmasına ortam hazırlamak amacıyla İngilizlerce kurulduğuna inanmaktaydılar. Bu durumda Kemalistleri Batı’ya kaptırmanın anlamı yoktu ve Sovyetler Türkiye’ye karşı tutumlarını değiştirmeliydiler.


Bu sırada Bolşevikler, Londra Konferansına katılan Türk heyeti başkanı Bekir Sami Bey’in tutumundan kuşkulanmışlardı. Bu kuşkuları yatıştırmak için Mustafa Kemal 6 Şubat 1921 tarihli Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanan bir demecinde, konferansta hazır bulunacak Türk heyetinin Moskova’ya ulaşmak üzere olduğunu, bu konferansta tüm Kafkas sorunlarının Türk ulusu ve Ülkesinin çıkarlarına uygun bir biçimde kesinlikle çözümleneceğin umudunu açıklıyor, Londra Konferansına katılmanın da Rusya ile olan dostça ilişkilerin bozulmasına kesinlikle neden olamayacağını belirtiyordu. Bunun 8 Şubat 1921 tarihini taşıyan bir notanın Hakimiyet-i Milliyede yayınlanması izledi. Çiçerin’in Mustafa Kemal’e gönderdiği bu notada Türkiye’nin bu güne değin göstermiş olduğu başarılardan dolayı kutlanması gerektiğine işaret ediliyor, her iki hükümetin birbirlerini ilgili durum ve olaylardan haberdar etmek alışkanlığını kabul etmiş olmalarını görmekten duyulan memnuniyet belirtiliyor ve Rusya Şuralar Hükümeti’nin İngiltere’den İran, Afganistan ve TBMM Hükümeti’nin bağımsızlık ve bütünlüklerine uymayı kabullenmesini istediklerini açıklıyordu. Bu nota Ankara gazetesinin 21 Şubat 1921 tarihli sayısında yayınlanan başyazıda değerlendirildi. Bu yazıda Çiçerin’in yukarıda belirttiğimiz notasından memnuniyet duyulduğu, Sovyet Rusya ile İngiltere arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşmaya varıldığı biçiminde Avrupa basınında çıkan haberlerin bu notanın açıkça ortaya koyduğu gibi gerçek olmadığının anlaşıldığı belirtiliyor ve şunların gün ışığına çıktığı savunuluyordu:


1- Sovyet – İngiliz anlaşması imza edilmemiştir.

2- Sovyetler Doğu’da İngiliz etkinliğini tanımamıştır.

3-Sovyetler İngiltere’den Türkiye, İran ve Afganistan Hükümetlerinin tanınmasını istemişlerdir.


KURTULUŞ SAVAŞINDA TÜRK BASINI / Dr. İZZET ÖZTOPRAK / 333-334-335


22 Haziran 1921’de başlayan Yunan genel taarruzu karşısında Türk kuvvetlerinin uğradığı başarısızlıklar ve Temmuz sonlarında Kütahya ve Eskişehir Muharebelerinin kaybedilerek Sakarya’nın gerisine kadar çekilmek zorunda kalınması, Milli Hükümetin savaşı kaybedeceği yolundaki görüşleri kuvvetlendirdi. Bu durum gerek içeride gerekse dışarıda Enver Paşa’nın iş başına getirilmesi yolundaki çabaların yoğunlaşması sonucunu doğurdu. Mecliste de Enver taraftarı güçlü bir grup mevcuttu. Ardahan Milletvekili Hilmi Bey Meclisle birlikte ve uyum içinde hareket eden İttihatçıların sayısının 40 kişi olduğu notunu düşmektedir.


Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bir taraftan düşmana karşı mücadele ederken bir taraftan da İttihatçıların Anadolu’da iktidarı ele geçirme faaliyetleriyle uğraşmak zorunda kalacaktı. Karabekir bu durumdan yakınmaktaydı. Enver’in Anadolu’ya girmesi için Erzurum ve Trabzon’da yoğun bir şekilde çalışıldığı; bunun her anlamda desteklemek için halk hükümeti kurulduğunu yazmaktaydı. Ayrıca kendisiyle ilgili Bolşevik olduğu ve orduyu da Bolşevikleştireceği yolunda asılsız söylentiler yayıldığını bu gibi dedikoduların Ankara’dan dahi geldiğini söylemekteydi.


Bu dedikoduların Enver Paşa’yı destekleyenler tarafından çıkarıldığını düşünmekteydi. Amaç ise halk ve ordu nezdinde mevcut rejimin uygulayıcılarını yıpratmaktı. Diğer taraftan Enver Paşa’nın 1921 yılı ilkbaharından itibaren Anadolu Hareketi’nin başına geçmek için çalışmalar yürüttüğü hükümet çevrelerinde biliniyordu. Enver paşa henüz Kütahya-Eskişehir Muharebeleri gerçekleşip Ankara’nın durumunun sarsılmadığı bir dönemde; 8 Şubat 1921’de Halil Paşa’ya şöyle yazıyordu. “ Anadolu’nun durumu benim oraya gitmemi zorunlu kılmıştır. Her taraftan davet alıyorum. Anadolu’ya girmek üzere Rus Müslümanlarından bir askeri birlik oluşturmak zorunlu. Kumandası sırf bana ait olacak….” Bu konuda girişimleri de vardı. Seyfi Bey’in Moskova’dan gönderdiği 4 Ekim 1920 tarihli raporundan anlaşıldığına göre, Türk Heyeti ile Çiçerin arasında gerçekleşen son görüşmede Enver Paşa, Müslümanlardan iki tümenlik bir süvari birliği oluşturarak ilkbaharda Türkiye’ye sevk edilmesini teklif etmişti. Ancak o gün için bu teklif Sovyet heyeti tarafından geçiştirilmişti.


Mustafa Kemal Paşa, 3 Haziran 1921’de Kazım Karabekir’e yazdığı şifreli telgrafta, Enver Paşa’nın Doğu’da faaliyete başladığı yolundaki endişelerini dile getiriyor ve şöyle diyordu: “…Bununla beraber Enver’in temsil ettiği cereyana karşılık gerektiğinde pek açık icraata bulunmak kararındayız. Hükümetin çok önemli olan Şark Cephesi meselesinde, zat-ı alinize her zaman ve her türlü yardıma hazır olunacağına emin olunuz”


Hatta Haziran’da Halil Paşa ve Küçük Talat’ın içinde bulunduğu Enver Paşa taraftarlarının başarısız bir darbe düzenledikleri yolunda söylentiler bile dolaşmaya başlamıştı. Daha sonra da Enver’in geri dönmesi istenmeye başlandı. 1 Temmuz 1921’de Moskova’dan gönderilen mektupta “...Trabzon Heyet-i Merkeziyesi’ne yazılan mektubu ekli olarak gönderiyoruz. Bunu okuduktan sonra en güvenli bir şekilde kendilerine ulaştırınız. Bu mektup bütün düşüncelerimizi içermektedir. Bu mektuba karşılık Trabzon merkezinden beklenen görüşün bir an önce genel merkeze ulaştırılması için gereğinin yapılmasını rica ederim.” Deniliyordu. Mektupta söz konusu edilen Trabzon’daki teşkilat, Trabzon Valisi Naci Bey’in ve Kahya Yahya ve emrindeki kayıkçıların kurduğu gizli teşkilattı. 1921 yılının ikinci yarısından itibaren Kemalistlerle İttihatçılar arasındaki ortak bir nokta vardı; o da Milli Mücadele’de kullanılmak üzere Sovyet Rusya’dan yardım sağlamaktı. Ancak İttihatçılar, Kemalistlerin tam bağımsızlık politikasının aksine; Osmanlı Devletinin son yüzyılında yürütülen ve kendilerinin de iktidarında uygulayıcısı oldukları bağımlı dış politika stratejisine, daha yakın görüyorlardı. Temmuz’da mevcut koşullar, İttihatçıları iktidara daha da yakınlaştırmıştı. Bu bağlamda Bolşevikler de Enver Paşa’ya desteklerini arttırdılar. Hatta Bolşeviklerin Kafkas Cumhuriyetlerini, Bolşevik devletler grubuna dahil ettikleri gibi; Anadolu’yu de aynı şekilde elde etme fırsatı yakaladıkları düşüncesiyle hareket ettiklerini söyleyebiliriz.


MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ANKARA-MOSKOVA İLİŞKİLERİ / Prof. Dr. SAİME YÜCEER /182-183-184


BATUM OLAYI


Kızılordu 14 Şubat’ta Gürcistan’a taarruz etmeye başladı. 8 Şubat’ta Ankara’ya gelen Gürcü elçisi S. Mdivani Türk-Gürcü dostluğu kurmak istiyordu. On gün sonra da onun kardeşi Mdivani de Sovyet elçisi olarak Ankara’ya geldi.


S. Mdivani kızıl tehlike karşısında, Ardahan, Artvin ve Batum’un tarafımızdan işgalini kabul etti. Bu yerlerdeki halk İslam oldukları için Türkiye’den yana idiler. Diğer yandan Gürcistan’daki Türk elçisi Albay Kazım Bey (General Dirik) Gürcülerin Türklerden yardım istediklerini bildirerek, Batum’un işgalini teklif etti, 10 Mart’ta Dışişleri Vekili Batum Sancağı’nın işgal edileceğini Meclis’te açıkladı.


Bu sırada Yusuf Kemal heyeti Moskova’da müzakerede bulunduğundan, Batum’un işgali anlaşmazlık yaratabilirdi. Bunu dikkate alan Milli Savunma Vekili Fevzi ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Paşa’lar Batum’un işgalini sakıncalı buluyorlardı. Hükümet 8 Mart’ta Batum, Ahıska ve Ahılkelek’in işgaline karar verdi. Bu karar Kazım Karabekir Paşa tarafından, kızılordu Siyasi Komiseri Orjonikidze’ye bildirildi. Siyasi Komiser Batum’un Moskova Müzakerelerinde Gürcülere verildiğini bildirmiş ise de, bu vakit kazanma taktiği sanılmıştır.


Hükümet’in işgal kararının uygulamasına geçildi. Sınırda hazırlanan kuvvet (4 tabur 1 batarya) 11 Mart günü halkın alkışları arasında Batum’a girdi. Gürcü Hükümeti heyeti Batum’dan çekilirken, idareyi Türklere bıraktı. Gürcü Kurucu Meclisi (İhtilal Komitesi) Batum’u Bolşeviklere bırakmayı uygun görmüştü.


Gürcü çeteleri Batum’da idareyi alan Kazım Karabekir Bey’in karargahına taarruz ederek, bir subayla bir eri öldürdüler. Kızılordu da Batum'a yaklaşmakta idi. 18 Mart’ta Gürcüler birliklerimize taarruza başladılar. Kızılordunun da bunlara katılması ihtimalini dikkate alan komutan, şehirde bir tabur bırakarak, diğer büyük kısmı Çoruh nehrinin gerisine çekti.


20 Mart’ta çarpışmalar tekrar başladı. Dost sıfatı ile askerlerimizin aralarına giren Rus askerleri erlerin silahlarını aldılar, eşyalarını yağma ettiler. 22 Mart akşamına kadar Türk taburu tutuklu kaldı. Sonra silahlar ve eşyalar geri verildiği gibi, Batum’a gelen Kızılordu komutanı, bu acıklı olaydan ötürü Türk temsilcisine taziye verdi.


Moskova Antlaşması gereğince, Mart sonuna kadar Türk birlikleri Ahıska, Ahılkelek ve Gümrü’yü bıraktılar. Gümrü (Leninakan) Ermenistan harekatında, Ahılkelek ve Ahıska Mart ayı ortasında işgal edilmişlerdi.



TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / FAHRİ BELEN / 312-313

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG