8 Ağustos 1919 Cuma

Erzurum’daki çalışmaların önemli sonuçlarından biri, temeli Amasya’da atılan, Anadolu’da yeni bir hükumet kurma düşüncesinin kesin bir karara dönüştürülmesidir. Mustafa Kemal bu kararı açış konuşmasında; ‘Geleceğine egemen bir milli iradenin, müdahaleden korunmuş olarak ortaya çıkışı ancak Anadolu’dan beklenmektedir’ diyerek dile getirmişti. Yeni hükümet gücünü halkın çoğunluğunun dilek ve kararlarından alacaktı. Yöneticiler kendi adlarına değil toplumun tümü adına hareket edeceklerdi. Kongrede kendisine ‘Yoksa Cumhuriyete mi gidiyoruz?’ diye soran yakın bir arkadaşına (Mazhar Müfit) ‘Yoksa kuşkun mu var?’ demişti.


Erzurum Kongresi’nin önemli bir başka sonucu, Misakı Milli’nin bir bildiri haline getirilerek yabancı temsilcilikler de içinde olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlara dağıtılmasıydı. Türk unsurunun çoğunlukta olduğu imparatorluk topraklarının, sonuna dek savunulacağını ve bu sınırlardan hiçbir koşulda ödün verilmeyeceğini açıklıyordu. Misakı Milli sınırlarını geliştirmek için sonuna dek savaşılacağı, bu sınırlara yapılacak her türlü tecavüzün direnmeyle karşılanacağını söylüyordu.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 168)


İçişleri Bakanı Adil Bey, General Milne’nin isteği üzerine yayımladığı bir genelgede, milli teşkilatın yurdu koruma gereğine dayanmadığını ileri sürdü, hemen dağıtılmalarını, direnenlerin tutuklanarak İstanbul’a gönderilmelerini emretti. Adil Bey, 2 Ağustos’ta verdiği demeçte de Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in şiddetle cezalandırılacağını, Ege’deki çeteleri dağıtmak için gerektiğinde askeri kuvvete başvurulacağını söylemişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 33)


Posta ve Telgraf Müdürlüğü, ‘Teşkilat-ı Milliye’, ‘Kongre’ adlarıyla telgraf çekenlerin ve bunları kabul eden memurların cezalandırılacağını bir genelge ile duyurdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 34)


Padişah, Erzurum Valiliği’ne atanan Reşit Paşa ile Van Valiliği’ne atanan Mithat Bey’i kabul etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 34)


Erzurum Valiliği’ne atanan Reşit Paşa ile ilgili bir anıyı Cevat Dursunoğlu ‘Milli Mücadele’de Erzurum’ kitabında şöyle anlatır:


O gün paşa bizim sohbet grubumuza geldi. Ajansta Erzurum’a yeni tayin edilmiş olan ve birkaç gün önce sarayda padişah tarafından kabul edilerek kendisine direktif verilen Reşit Paşa’nın İstanbul’dan hareket ettiği yazılıyordu. Bu haber Mustafa Kemal Paşa’yı düşündürdü. Biraz sonra oradaki arkadaşlarına Reşit Paşa’yı tanıyıp tanımadıklarını ve nasıl bir adam olduğunu sordu. Yeni valiyi içimizden yalnız Süleyman Necati tanıyordu. Reşit Paşa’nın 1328’de Erzurum’da bulunduğunu ve o zaman bile tükenmiş bir ihtiyar olduğunu söyleyerek Paşa’dan niçin merak ettiğini öğrenmek istedi. Mustafa Kemal Paşa kısaca, ‘Eğer işimize zarar verecek bir adamsa Trabzon’dan İstanbul’a iade edelim, başımıza iş açmasın.’ Dedi.

Bu sohbet grubu arasında bulunan eski teşkilat-ı mahsusa çeteciliğinden ve mollalığından tanınan Rize azası Hoca Necati atılarak, ‘Paşam üzülmeyin, icap ederse Kop Dağında temizlenir.’ Dedi.

Mustafa Kemal acı bir infialle, ‘Hocam ne diyorsun, adam mı vurduracağız. Bu memlekette hükümsüz vatandaş öldürülmez. Vatandaş ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır. Devlet adamının böyle düşünmesi lazımdır.’ Cevabını verdi. Bu sözler benim üzerimde unutulmaz bir tesir bırakmıştı. Çünkü yeni bir zihniyetin müjdecisi idi: İnsan hayatına dokunulmaz en yüksek değer biçiyor, vatandaş hayatına hürmeti en büyük vazife sayıyordu.


(Kaynak: Milli Mücadele’de Erzurum / Cevat Dursunoğlu / Syf 95)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG