8 Ağustos 1921


Mustafa Kemal, ilk 6'sını dün yayımladığı Milli Yükümlülük (Tekalif-i Milliye) emirlerinden kalan 7-ıo numaralılarını yayımladı. Buna göre: 7) Halk, elinde bulunan savaşa yarayışlı bütün silah ve cephaneyi, savaştan sonra geri almak üzere 3 gün içinde hükümete teslim edecek, 8) Benzin, vakum, gres yağı, vazelin, otomobil lastiği, tutkal, telefon makinası, kablo, tel gibi maddelerin yüzde kırkına el konacak, g) Demirci, marangoz, dökümcü ile kılıç, mızrak, eğer yapabilecek ustaların adları, sayıları, durumları saptanacak, 10) Halkın elinde bulunan dört tekerlekli yaylı araba, dört tekerlekli at ve öküz arabaları ile kağnı arabalarının bütün donatımı ve hayvanları ile birlikte; binek hayvanları, yük hayvanları, deve ve eşeklerin yüzde 20'sine el konacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Meclis'in gizli oturumunda, halkı seferber etmek için alınmış ve alınacak tedbirler tartışıldı. Mustafa Kemal, yurdun bütününü savunmak ve korumak istediklerini, geçici olarak bir kısmının düşman eline geçmesine razı olmak gerektiğini söyledi. Rumları göç ettirmek ve silahsızlandırmanın şimdilik mümkün olmadığını, halkın elinden silahlan almanın da kolay olmadığını belirtti. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurmaktan çok hükümet teşkilatı yapmanın gereği üzerinde durdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bolu Belediyesi önünde toplanan binlerce kişiye Gençler Birliği Başkanı Mithat Akif, ateşli bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal Paşa'nın başkumandanlığı altında Yunanlıların kovulacağını söyledi. Bütün ülkede, genel seferberlik havasına uyularak toplantılar yapılacak, orduya bağlılık bildiren ve başarı dileyen, fedakarlığa hazır olunduğunu anlatan telgraflar çekilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İçişleri eski bakanlarından Fethi Bey, Mustafa Kemal'in gönderdiği otomobille Çankırı'dan Ankara'ya geldi. Malta'dan serbest bırakıldıktan sonra 23 Temmuz'da İstanbul'a hareket eden Fethi Bey, İnebolu yoluyla Anadolu'ya geçmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Güney Tümenler Grubu Komutanlığı'na atanmış olan Tümgeneral Trikopis, göreve başlamak üzere Afyon'a geldi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Resmi olmayan bir görevle Avrupa'ya gönderilmiş olan Celalettin Arif Bey, Paris'ten Mustafa Kemal'e gönderdiği ikinci raporunda, İngilizlerin, Fransızların ve Hint temsilcilerinin görüşlerini aktardı. Fransızların Amerika'ya dayandıklarını, milliyet ilkesi üzerinde sınır çizerek Türkiye ile anlaşmaya hazır ve Almanya ile Sovyetler'i bir çember içine alma niyetinde olduklarını belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Öğüt: Zafer muhakkaktır. The Times: Yunanlılar içlere doğru ilerledikçe, işleri daha da güçleşecek. Türk yurtseverler ölünceye kadar dayanacaklar, inatla çarpışacaklar ve öylece ölecekler


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakikat (Amasya): -Şemsettin'in şiiri: Yurdum İçin Yalvarış.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


11.Yunan Tümeni Komutanı Prens Andrew üç gün önce 2.Yunan Kolordusu Komutanlığına atanmıştı. Hemen Seyitgazi’de bulunan 2.Kolordu Karargahına geldi yerleşti. İlk günleri çeşitli kutlamalarla geçti. Kralcı subaylar kendisini coşkunlukla kutluyorlardı.

Bugün Küçük Asya Ordusu Kurmay Başkanı Albay Pallis Seyirgazi’ye geldi. Prens Andrew’a kutlayıcı sözler söyledi. Konu yakında Ankara’ya yapılacak yürüyüşe kaydı. Kurmay Başkanı Başkomutanlığın görüşünü özetledi:

‘Ankara üzerine yapılacak ileri hareket, bir askeri gezintiden farksız olacaktır. Bu hareketin bütün ayrıntıları uzun uzun tartışılmıştır. Gerçi birliklerin iaşelerinde bazı güçlükleri umulmaktadır. Ama birliklerin kurtaracakları topraklarda bulacakları yiyecek maddeleriyle kendilerini iaşe etmeleri için bütün önlemler alınmıştır.’

Anadolu bozkırında, birbirlerine 30-40 km uzaklıkta bulunan ve halkını bile zor besleyen köylerin Yunan Ordusu’nu nasıl doyuracağını hiç soran yoktu. Zafer öylesine kolay, öylesine yakındı ki, Kolordu Komutanlığına yükselen Prens Andrew bile eski karamsarlığından kurtulmuştu. Ankara torbada keklikti. Pişmiş armut gibi ağızlarına düşecekti. Yalnız Prens Andrew Ankara’da uzun süre kalmanın sakıncalı olacağını düşünüyordu. Ankara kışının uzun ve dondurucu olduğunu duymuş. Kurmay Başkanı’na sordu:

‘Mevsimler ilerliyor. Yakında yağmurlar başlayacak. Umarım Ankara’da uzun süre kalmayız.’

Albay Pallis karşılık verdi:

‘Sayın Prensim, Ankara’da kısa süre kalmamız Avrupa’da yanlış yorumlanabilir. Bu nedenle Ankara’nın seksen km doğusundaki Alys (Kızılırmak) ırmağına dek ilerlememizde zorunluluk vardır.’

Eh doğru söze ne denirdi? Hazır Ankara’ya dek gitmişken, gezintiyi 80 km uzatmanın ne zararı vardı? Şimdi Sakarya’yı sınır çizmişlerdi, yarın Kızılırmak kurtarılan toprakların sınırı olacaktı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 39)


Nallıhan’ın güneydoğusundaki Çayırhan Köyünden, Ankara Çayı’nın Sakarya Irmağı ile birleştiği yere dek otuz km lik bir çizgi boyunca irili ufaklı birçok köy sıralanmıştı: Uşakbükü, Kargı, Ereğli, Körgöz, Kapılı, Şeyhler, Mahmutlar, Dümrek, Çağrık Köyleri.

Bu dokuz köyün halkı ellerinde kazmalar, kürekler ve çapalarla Sakarya’ya bakan yamaçlarda toplanmışlardı. Fevzi Paşa’nın dün İsmet Paşa’ya verdiği emir uyarınca, zayıf da olsa Yunanların kuzeyden kuşatma olasılığına karşı berkitme işinde çalışacaklardı.

Köylerde genç erkek kalmamıştı. Emri duyan yaşlı erkekler, kadınlar, genç kızlar ve çocuklar, kazmayı küreği kapıp köylerinin meydanında toplanmıştı. Subaylar köylüleri en yakın berkitme yerine götürmüş, yapılacak işleri göstermişti. Çavuş ve onbaşıların gözetiminde siper kazıyor, mevzi berkitiyorlardı.

Yurt savunması köyden başlıyordu.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 39)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG