8 Ekim 1921

Güzelim Dağı savaşı sonuçlandı. Bau Cephesi'nin Afyon kesiminde, Afyon'a karşı bir Türk saldırısını önlemek için Yunanlıların 1 Ekim'de giriştiği saldın sonucu, Türk birlikleri geri çekildi. Afyon'a kuzey-doğudan hakim olan Kozviran sırtları-Güzelim Dağı hattı Yunanlıların eline geçti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Meclis'te, Rus alunlanna yüksek fiyat biçilerek piyasaya sürüldüğü gerekçesiyle Maliye Bakanı'ndan açıklama istendi. Bakan Hasan Fehmi Bey verdiği cevapta, 10 Ağustos, 25 Ağustos, 4 Ekim'de Rus alunlannın geldiğini, piyasa değerine göre bunlann hazine tarafından piyasaya sürüldüğünü, bir kısmının da ordunun ihtiyacı için harcandığını söyledi. Bakan 130 güven, 24 güvensizlik, 14 çekimser oy aldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


L'İllistration: Şimdilik Ankara'nın fethi, Yunan askeri ve komutanlan için bir hayalden başka bir şey değildir


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tevhidiefkar: Mustafa Kemal Paşa'nın Madam Gaulis'e mektubu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Güzelim Dağı Taarruzu


Orada aldığımız bir emirle bizim fırka Afyonkarahisar istikametinde yürüyüşe geçecek ve Afyon’u 3. Kafkas Fırkası’yla birlikte zapt edecekti. Afyonkarahisar’ın şarkın­da Güzelim Dağı ismiyle anılan yüksekçe bir tepe vardı. Bu tepeyi elimize geçirdiğimiz takdirde Karahisar kendiliğin­den düşecekti. Çünkü bu tepe Afyon’a tamamıyla hâkimdi. Eğer bu tepeyi düşman tutmuşsa bile hemen taarruza geçi­lecekti ve bu işi yine aylardan beri düşmanla boğuşan yor­gun ve teçhizat bakımından düşmana nazaran çok zayıf bulunan Türk ordusu yapacaktı. Güzelim Dağı’nın dibine geldiğimizde [1 Ekim 1921], Güzelim Dağı’ndan itibaren şimale doğru uzanan tepelerin zaptı 3. Kafkas Fırkası’na emredilmiş, bizim alay da ihtiyatta ve toplu bir halde diz çökmüş, Güzelim Dağı’nın biraz gerisinde harekâtı seyre­diyorduk ve yanı başımızda bir de obüs bataryası mevziye girmişti. Eğer düşman Güzelim Dağı’nı tutmuş ve piyade­mizin ileri harekâtına mâni olacak bir vaziyet hasıl olursa bu batarya düşman kuvvetlerini topa tutacaktı. Piyademiz muntazam ilerliyor ve düşman tarafından bir müdahale olmuyordu. Tepeye çıkmak için belki de 400 metre kadar bir mesafe kalmıştı.


Tam bu sırada düşman piyadesi tarafından piyademiz üzerine şiddetli bir ateş açıldı. Demek ki düşman bizden daha çabuk davranmış ve tepeyi tutmuştu. Bu sırada obüs bataryası seri bir ateşe başlamış, piyademiz de sıçraya sıçraya tekrar ilerlemeye başlamıştı. Çünkü topçumuz çok güzel himaye ediyordu. Fakat düşmanın tepeye çıkardığı bir cebel bataryası, obüs bataryamızı top ateşi yağmuruna tutmuştu. Düşman tepeden baktığında bizim batarya açık­ta mevziye girdiğinden hemen önünde olduğu gibi vaziyeti görerek ateş ediyordu ve düşman mermileri tam batarya­nın ortasında patlıyordu. Ne yapıp yapmalı bataryanın he­men oradan kaçarak mestur bir mevziye girmesi lazımdı. Aksi halde bataryanın tahrip edilmesi işten bile değildi. Ba­tarya kumandanı da hemen bunu yaptı. “Top koş!” diye verdiği kumandayı biz de duyuyorduk. Derhal topçeker hayvanlar koşuldu. Topçudan himaye göremediği için bu sırada taarruz eden piyademiz de ricata başlamıştı.


Esasen düşmanın tuttuğu mevziler her bakımdan bize faik [üstün] ve tepenin tam zirvesinde idi. İki tarafı da biz bir sinema gibi aynen görüyor ve topçumuza bir şey olma­sın diye bütün alay, “Allah, Allah!” diye Allah’a yalvarı­yorduk. Piyadenin ricatı karşıdan bana perişan bir ricat gibi gelmişti. Rabbime dua ediyor ve bir daha bize umumi bir ricat gösterme Yarabbi diyordum ve bir taraftan da ak­şam olsa da karanlıktan bilistifade vaziyetimiz düzelse di­yordum. Fakat dakikalar saat gibi geliyor bir türlü akşam olmuyordu. Topçu bataryamız hayvanlarını koşmuş, hay- dahhh” diye atlara kırbaç çatlatıyor, fakat bir türlü atlar topları çekemiyorlardı. Daha evvel yağan yağmur araziyi çamur ettiğinden atların top çekmesine çamurun damar olduğu görülüyordu. Batarya kumandanı, bataryasının tam karşısında ve ortaya dimdik dikilmiş, ‘Ahmet Çavuş şöyle yap, Mehmed Çavuş böyle yap!” diye kumanda veri­yor, yanı başına düşen top güllelerine hiç ehemmiyet verme­yerek dimdik duruyor ve çelikten bir heykel vaziyetini andı­rıyordu. Bizler de, Allah, Allah!” diye yalvarmaktan geri kalmıyorduk. Bin müşkülatla toplar yerinden oynatılarak yürüyüşe geçilebildi ve durmadan geriye doğru kaçıyordu. Biz de Cenab-ı Hakk’a şükür ediyorduk. Çünkü bir obüs bataryasının o anda kıymeti bizim için her şeyin fevkinde idi. Allah göstermesin bir tahribata maruz kalsa telafisi ve tedariki imkân haricinde olan en kıymetli bir silahtı.


Düşmanın ateş tesirinden kurtulunca mesturca bir mevziye girerek derhal ateşe başladı. O kadar seri ateş ediyor­du ki herhal düşmana çok kızmıştı. Düşman topçusunun mevzisini tam keşfetmiş olacak ki düşman bataryası da artık top atamaz olmuştu. Piyademiz tahminen 300 metre ricattan sonra sırtın bir noktasında tutunmuş fakat taar­ruz durmuştu. İki taraf da piyade ateşine devam ediyor ve topçumuz da destekliyordu. Fakat akşam olmuş ve hava kararmaya başlamıştı ve artık burada cephe kurulmuştu [8 Ekim 1921].


Düşman umumi ricat meyanında [sırasında] Bolvadin’i de tahliye etmiş ve buradaki kuvvetlerini de Afyon civa­rında toplanmıştı. O akşam bizim alay Afyon garbındaki Kocatepe istikametinde yürüyüşe geçerek alacağımız ikinci bir emre kadar Kocatepe civarında istirahata geçecektik. Bu civarda bir köye vararak köy evlerinden de istifade ede­rek bir ordugâh kurduk. Umum cephenin muhtelif nok­talarında birçok çarpışmalardan sonra iki taraf da tespit ettiği noktalarda tutunmuş veya durmuş, aylardan beri devam eden kanlı savaşın neticesi olarak mecburi bir istirahata geçmiş ve bu meyanda cephane silah velhasıl her bakımdan noksanlarını ikmal için çalışıyordu.


(Kaynak: Paşam Nereye Kadar Çekileceğiz? / Mehmet Dürdali Karasan / Syf 172)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG