8 Eylül 1919 Pazartesi

Sivas Kongresi’nde dördüncü oturum.


Kongre’de en çok üzerinde durulan, ağır tartışmaların yaşandığı konu Amerikan Mandasını kabul etmek ya da etmemek kararıyla ilgiliydi. Erzurum Kongresi manda ve himayenin kabul edilemeyeceği doğrultusunda kesin karar alıp yayınlamasına karşı Sivas’ta aynı konu daha da şiddetli biçimde tartışılmıştır. Öyle ki Kurtuluş Savaşı daha başlamadan sonuçsuz kalmaya mahkum olma noktasına gelmiştir.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 598)


Sivas’ta Amerikan güdümü için yapılan propagandaları Söylev’de tüm ayrıntısıyla anlatır.

1927 yılında okuduğu Söylev’in girişinde önce durum değerlendirmesi yapıyor. Bunu okumadan Sivas’taki güdüm tartışmalarının taraflarını hem bir zemin üzerine oturtamayız hem de onların hareket ettikleri koordinat eksenindeki yönlerini tayinde güçlük yaşarız. O halde bu tartışmayı bitirirken bir kez daha ona kulak verelim:


‘… burada, pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Ulus ve ordu, Padişah ve Halifenin hayınlığından haberli olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal. Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken bu atadan gelen alışkanlık dolayısıyla kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Bu inançla bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz, vatansız, hayın, istenmez olur’


Egemenliği Tanrıdan alan otorite karşısında insanların kendilerini ne denli çaresizlik içinde hissettiklerini ortaya koyup ardından, bu kez dünyevi güç aktörüne boyun eğenler daha doğrusu güce tapanların acz içinde oluşlarını da ortaya koyuyor.


‘Bir başka önemli noktayı da söylemek gerekir. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle başa çıkılamayacağı kuruntusu, hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti’ni yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren İtilaf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.


Bu anlayışta olan yalnız halk değildi; özellikle, seçkin denilen insanlar bile öyle düşünüyordu.

Öyleyse, kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. İlkin, İtilaf devletlerine karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti, sonra da, Padişah ve Halife’ye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı.’


Mustafa Kemal düşünülen kurtuluş yollarını açıklarken de bir soru soruyor: Bu durum ve koşullar karşısında kurtuluş için, nasıl bir kararla düşünülebilirdi?


Açıkladığı bilgilere ve gözlem sonuçlarına göre üç türlü karar ortaya atılmış olduğunu saptamış:


‘Birincisi, İngiltere’nin koruyuculuğunu isteme, ikincisi, Amerikan güdümünü istemek, üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yollarıyla ilgilidir.’


İlk iki kararı gerçekçi bulanlara göre, nasılsa Osmanlı’nın kurtuluşu olanaksızdır, o halde bir büyük devletin kanatları altına girmeyi kabul edelim ve böylece İmparatorluk parçalanmamış olur. Yani sömürge ya da bağımlı olmak onlar için önemli değil. Üçüncü grup kendi başının ‘çaresine baksın’cılardı.


Mustafa Kemal ise kendi kararını şöyle açıklıyor: ‘Ben bu kararların hiçbirisini yerinde bulmadım. Çünkü bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükumet, bunların hepsi kavramını yitirmiş birtakım anlamsız sözlerdi.’


Osmanlı’nın dış ve iç politikasını gerçekçi olarak analiz etmiş olan Mustafa Kemal, yardım isteğinin dayanaksız olduğunu değerlendirilmişti. O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?


‘Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğe dayanan, kısıntısız, koşulsuz, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak’


Kendine büyük bir güvenle açıklamaya devam ediyor: ‘İşte daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.’


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 608)


Bugünkü oturumda İsmail Hami Bey’in verdiği Amerikan mandasının kabulünü isteyen muhtıra tartışıldı. Refet Bey, İsmail Fazıl Paşa, Bekir Sami Bey, Vasıf Bey mandanın lehinde, Raif Efendi ile Ahmet Nuri Bey aleyhinde konuştular. Mustafa Kemal Hazırlık komisyonunda esasları kararlaştırılıp yazma işi İsmail Hami Bey’e verilen muhtıranın kabul edilmemesi için oyalayıcı çözümler getirdi.


Bundan sonra da Refet bey, manda lehinde uzun bir konuşma yaptı. Yirminci Yüzyılda beşyüz milyon lira borcu, harap bir ülkesi, pek verimli olmayan bir toprağı ve ancak 10-15 milyon lira geliri olan bir millet için, dış koruyucu olmaksızın hayatını devam ettirme imkanı olmadığını ileri sürdü. Başkan Mustafa Kemal, tartışmalar devam ederken kongreyi yarına erteledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 91)


Mustafa Kemal Ali Galip olayıyla uğraşmaya devam ediyor. 12.Süvari Alay Komutanı Cemal Bey’den yakalanmasını istediği kişilerin yine orada olup olmadığını ve gözetlemeye ne ölçüde güvenebileceğini sordu. 13.Kolordu Komutanı Kurmay Başkanı Halit Bey, yakalama için Elazığ’daki alay komutanına emir verildiğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 91)


Ali Galip Bey, Hükumet’e çektiği bir telde, Harput ve Sivas Bölgeleri Jandarma Müfettişi Fransız Binbaşı Brunot’un ve Noel’in Malatya’da olduklarını, her ikisi ile de samimi temas halinde bulunduğunu bildirdi. Ali Galip Bey’in verdiği bilgiye göre Brunot, Mustafa Kemal’in girişimini yurtseverce bulmakta, Binbaşı Noel ise ihanet saymaktadır; Ali Galip Bey de bunları aydınlatmaya çalışmıştır. Ali Galip Bey, Sivas’taki ‘düşman’ hakkında tamamlayıcı bilgi istedi, bir hafta içinde görev yerine gideceğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 92)


İngiliz Yüzbaşı Solter, Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey’in evine giderek onu tutuklamak istedi. Mutasarrıf kaçtı. Bunun üzerine Solter, Mutasarrıflık binasını işgal etti ve binaya İngiliz bayrağı astı. Sinop halkı silahlandı ve binayı kuşattı. Solter binayı terketmek zorunda kaldı. İngiliz bayrağı indirildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 92)


Fransız tüccarların Türk tüccarlardan 54 milyon Frank alacakları var. Türkiye’nin borçlu olduğu ülkeler arasında % 60’la Fransa başta geliyor. Borcun % 26’sı Almanya’ya, % 14’ü ise İngiltere’ye. Fransız Le Temps gazetesi bugünkü sayısında şöyle diyor: Bu paraların kaybolmasına razı olabilir miyiz? Asla!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 92)


Ahali Gazetesi’nin ilk sayısı yayımlandı. ‘Hak yoludur tuttuğumuz yol’ diyen gazete, Trakya’nın Türklüğünü savunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 92)


Sivas’ta Temsil Kurulu’nun kaldığı lise binasında gece manda konusu tartışıldı. Tıbbiye delegesi Hikmet ‘Tıbbiyeliler beni istiklal davamıza katılmak için gönderdiler. Manda fikrini siz dahi kabul etseniz, sizi de reddederiz.’ Dedi. Mustafa Kemal, Hikmet’in bu sözleri karşısında ‘İşte benim anladığım Türk gençliği! Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz ekaliyette kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya İstiklal, ya ölüm!’ diye konuştu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 92)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG