8 Eylül 1921

Sakarya Savaşı'nda 17. gün. Türk ordusu yarın da sürecek saldın için hazırlıklara girişti. Cephenin sol ucunda Yunanlılara saldırılar yapıldı. Yunan ordusu, hayvanları için nal ve ot sıkıntısı çekiyor. Ulaştırma birliklerini saldırılardan korumak için bazı birliklerini görevlendirmek zorunda kalıyor. Yunanlıların Sivri'den Gökgöz'e kadar olan bölgede çekildiği gözlendi. Yunanlılar, çekilmeyi güvence altına almak için bazı saldırılarda bulundular


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Papulas, hükümetine Ankara'yı almaktan vazgeçmelerini önerdi. Askerin moralini yükseltmek için hemen bir ateşkes sağlanmasını istedi. Papulas'ın isteğini, Bursa'da bulunan Savaş Bakanı Teotakis, hemen Atina'ya bildirdi. Yunan komutanları arasında anlaşmazlık var. A ve B Ordusu hücumdan yana. Andrea, görevinden alınmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Süvari Tümeni Komutanı Papagas, İkinci Kolordu Komutanı Andreu'ya, 10 km.lik bir çevre içinde ot kalmamış olduğunu söyledi. 9 günden beri de her ereginde çeyrek ekmek veriliyor. Yakacak bulunamadığından Yunan erleri et pişiremiyor. Erler, ayakkabı ve elbise bakımından da perişan durumdalar. Soğuklar da başlamış bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Venizelos, Avrupa'dan, bir arkadaşına yazdığı mektupta, Ankara'nın zaptedileceğinden kuşkulu olduğunu, bununla da işin sonuçlanmayacağını, asıl başkent olan İstanbul düşerse, bunun Türklerin ruhunda korkunç bir yankı yapacağını yazdı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Koçkiri ve Yozgat ayaklanmalarına katılanları ve asker kaçaklarını yargılamak üzere, Mustafa Kemal'in emriyle Yozgat İstiklal Mahkemesi kuruldu. İstiklal Mahkemeleri, önce 11 Eylül 1920'de kurulmuş, 31 Temmuz 1921'de, Ankara dışındakilerin görevine son verilmişti. Halen, Yozgat'ta kurulandan başka Konya, Kastamonu, Ankara İstiklal Mahkemeleri faaliyette bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul'da Anadolu'ya yardım kampanyası devam ediyor. Bu iş için kurulan "Yardım Heyeti" askerlerin en çok ihtiyacı olan don, gömlek ve çorap yardımı istiyor. Yardımlar, belediye dairelerinde, bu iş için kurulan komisyonlara teslim edilecek. Bunlar, Yardım Heyeti eliyle Hilal-i Ahmer'e teslim edilecek. Hükümet'ten de izin alınarak kurulan yardım heyetinde şu kişiler bulunuyor: Bank-ı Osmani ve Reji İdaresi İdare Meclisi üyesi Nuri Bey, İstanbul eski Valisi Kini Bey, Reji Direktörü İzzet Melih Bey, Mithatpaşaoğlu Ali Haydar Bey, İtibar-ı Milli Bankası Direktörü Celal Muhtar Bey, Nemlizade Mithat Bey.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Falih Rıfkı, düne kadar Türk olmaktan utanan kozmopolit bir İstanbullunun Avrupa'da Türkiye ile ilgili bir hizmete talip oluşundan hisse çıkarıyor: Türklüğü benimsemekten utananları, Anadolu nahiyelerinin güneşinde pişire pişire aslına nesline benzetmeliyiz


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam: Anadolu'ya borcumuz. -14 günlük harbin neticesinde silahlarımızın galibiyeti. -Yarınki cuma günü, umumi dua günüdür. -Yakup Kadri: Büyük Millet Meclisi: Hiç bir demokrasi, bu kadar demokratik bir manzara arz etmemiştir


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


8 Eylül’e gelindiğinde Birmingham Daily, Türklerin Çözülmesi başlığı atıyor. Gazete Yunan elçiliğinin Ankara’nın düştüğüne dair bir teyit alınmasa da düşmek üzere olduğunu yazarken, Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan birkaç açıklamaya da yer veriyor. Habere göre açıklamada şöyle: “ Eğer Türkler savaşı yıllarca sürdürmek zorunda bırakılıyorsa, Yunanları Anadolu’dan atma çabalarında bir gevşeklik göstermeyeceklerdir. Savaş pahalıya patlıyor ve buna devam etmeye zorlandığımız için üzgünüz. Türkiye ülkenin gelişimi için çalışmayı tercih ederdi. Türkler arasında bir bölünmenin olduğu raporlar asılsızdır.”

Bu noktada Mustafa Kemal Paşa’nın hem kendisi hem Türkler hem de Anadolu’daki mücadele ile ilgili çıkan yabancı haberleri takip ettiği fark ediliyor. Aynı gün Lancashire Evening Yunan uçakları Ankara’yı Bombalıyor başlığı ile Haymana’nın Türklerce hala muhafaza edildiğini yazmakta


İNGİLİZ BASININDA MİLLİ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL PAŞA / ERTÜRK ÖZEL / 173


Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Yunanların saldırı güçlerinin tükendiğine inanıyordu. Artık saldırı sırası Trük Orudusuna gelmişti. Yunanlara kesin darbenin cephenin batı kanadında vurulabileceğini düşünen Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa’ya cephenin bu kesimindeki durumu incelemesini ve görüşlerini bildirmesini emretti. Fevzi Paşa cephenin batı kanadında bulunan Mürettep Kolordu’nun karargahına gitti. Kolordu Komutanı Albay Kazım (Özalp) karargahını Zafertepe’de kurmuştu. Fevzi Paşa gelir gelmez dürbünün başına geçti ve gözetlemeye koyuldu. Uzunca yaptığı incelemelerden sonra Albay Kazım’ın görüşlerine katılmıştı. Yunan ordusu savaşçı birliklerini cephe boyunca mevzilerde tutuyor, buna karşılık destek ve yardımcı birliklerini Sakarya batısına geçiriyordu. Bu tür bir davranış geri çekilme hazırlığından başka bir şey olamazdı.

Fevzi Paşa görüşlerini belirten raporu Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdikten sonra gelecek yanıtı beklemeye koyuldu.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 244)


Doğu Karadeniz’in Sovyet Rusya sınırındaki Batum kentinde toplanan İttihatçılar, 5 Eylül’de başlayan kongrelerini bugün yayınladıkları bir bildiriyle sona erdirmişlerdi. Bir örneğini Ankara hükümetine ulaştırmak amacıyla yola çıkardıkları bildiri 10 maddeden oluşuyordu. İlk madde şöyleydi: ‘İttihat ve Terraki Cemiyeti kendisini İslam Devrim Dernekleri Birliği’nin Türkiye’deki temsilcisi sayar ve sözü edilen birliğin ana tüzüğünün A maddesindeki amacı kendine amaç seçerek Türkiye’deki davranışlarını buna göre düzenler.’

İttihatçıların seçtikleri amaç neydi? Bunu kendilerine dayanarak seçtikleri İslam Devrim Dernekleri Birliği Tüzüğü’nün A maddesinden izleyelim: ‘Derneğin amacı, emperyalistlerce zorbalık ve tutsaklık altına alınarak köle gibi kullanılmakta olan islamları, başta Türkiye olmak üzere tutsaklıktan kurtarmak ve kendi coğrafi sınırları ve ulusal uygarlıkları içinde özgür ve bağımsız olarak geleceklerine sahip kılmaktır.’

Türk ordusu Sakarya boylarında kan dökerken, Karadeniz’in doğu ucunda Batum’da toplanan Enver Paşa ve yandaşı İttihatçılar bütün dünya Müslümanlarını kurtarma düşlerini sürdürüyorlardı. Batum’da toplanan eski İttihatçılar, Türkiye’yi kurtarmaktan ne anladıklarını, yayınladıkları bildirinin beşinci maddesinde şöyle açıklıyorlardı:

‘Madde 5 – Yavaş yavaş yasalar çiğnenerek kişisel diktatörlüğe ve bu nedenle halkın ve ülkenin gerçek ve siyasal yararıyla bağdaşmayan hareketlere yol açan şimdiki yönetime karşı, savaş durumu nedeniyle sessiz kalmış olan cemiyet, 10 Temmuz’la başlayan tarihsel ve ulusal görevin yerine getirilmesi için değerli ve içten evlatlarını özgür ve namuslu bayrağı altına çağırarak artık harekete geçmeye karar vermiştir.’

Karardan anlaşıldığı gibi Enver Paşa ve ittihatçılara göre Türkiye’nin kurtuluşu demek, Anadolu’yu Ankara’daki Meclis’ten onun kurduğu yönetimden ve Mustafa Kemal Paşa’dan kurtarmak demekti. Şimdiye dek ‘savaş durumu’ nedeniyle sessiz kalmışlardı ama artık bayrağı açıyor, harekete geçiyorlardı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 244)


Yunan Komutanı Papulas’ın 4 Eylül’de yazdığı uzun rapora hükümetten bir ses çıkmamıştı. Papulas cephe durumunun giderek kötüye gittiğini görüyor, çekilme emri gelmediği için kendiliğinden karar veremiyordu. Daha fazla beklemek tehlikeyi artıracağından kaygılanarak bir telgrafla Yunan Başbakanı Gunaris’e yeniden başvurdu.

‘Ordu şimdiye dek elinden geleni yapmıştır. Bundan sonra savaşmanın uzatılmasının tehlikeli olacağını sanıyorum.’

Başbakan Gunaris bu telgrafı alınca, hemen telgrafa karşılık verdi:

‘Her türlü siyasal görüşlerin ve şimdiye kadar güdülen amacın etkisi altında kalmaksızın yalnız askeri çıkarları göz önünde tutarak kararlarınızı hazırlayın’


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 244)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG