8 Haziran 1920 Salı

Dün ilan edilen seferberlik üzerine Erzurum, Erzincan ve Van'da 1889-1900 doğumlular silah altına alınmaya başlandı.



(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 75)


Viranşehir ve Siverek yöresinde yayılmış olan Milli Aşireti isyan etti. Aşiret bir süredir Fransızlarla ilişki kuruyor, milli mücadeleye taraftar aşiretlere saldırıyor, köyleri yağma ve tahrip ediyordu. Aşiretin bu birinci isyanı 18 Haziran'da bastırılacak, 24 Ağustos'ta başlayan ikinci isyanı ise aşiretin yeniden güney sınırları dışına çıkması ile 7 Eylül'de sona erecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 75)


30 Mayıs tarihli 20 günlük geçici ateşkes anlaşmasına uymayan Fransızlar, Karadeniz Ereğlisi'ni işgal ettiler. Mustafa Kemal, İşgali haber veren Müdafaa-i Hukuk Heyeti'ne verdiği karşılıkta, derhal tedbir alacaklarını, bu tedbirler etkisini gösterinceye kadar silahlı direnişte bulunulması gerektiğini bildirdi. 8 Mart 1919'da da Zonguldak'ı işgal etmiş olan Fransızların kömür bölgesinde iktisadi çıkarları var. Fransızlar kasabayı işgal ederken gerekçe olarak dirlik ve düzenliğin sağlanacağını gösterdiler. Milli kuvvetlerin direnişi üzerine işgalciler kasabayı ı9 Haziran'da boşaltmak zorunda kalacaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 75)


Mustafa Kemal, Konya'da bulunan Fevzi Paşa'ya çektiği telde, İtalyan Fogo'nun geldiğini ve İtalya'nın Türkiye'ye yardıma hazır olduğunu söylediğini haber verdi. Fogo'nun ciddiliği konusunda kuşkularını belirten Mustafa Kemal, onun belki de bir yandan Ankara'yı oyalayarak özel ve resmi ticareti sağlamak istediğini anlattı. Fogo, Mustafa Kemal'in bir mektubunu da alarak Ankara'dan Roma'ya hareket etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 75)


Açıksöz: Acizler gibi düşünecek, kadınlar gibi ağlayacak zamanda değiliz. Ve çünkü vatan da, millet de uçurumun kenarındadır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 75)


Bolu Ayaklanmasını Hüsrev Gerede anlatıyor:


(Kaynakta tam tarih belirtilmemiştir)


Bolu ayaklanması üzerine, 20 Nisan 1920 tarihine kadar olanlar şunlardı:


Düzce’deki Abaza ve Çerkezler 4000 kişilik bir kuvvetle Düzce ilçesini bastıkları, Adapazar Hendek arasındaki Çatalköprü ve Mudurnu suyu köprülerinin atıldığı, Adapazarı’nda Kuvayı Milliye’ye karşı gösteri yapıldığı, Bolu’nun düştüğü sanılmaktaydı.


Mustafa Kemal Paşa’nın yeni görevimle ilgili olarak 20 Nisan 1920’de verdiği emri aldıktan sonra çalışmalara başladım. Ankara’da alabileceğim fazla askeri birlik olmadığı için emrime 20 kişilik bir süvari takımı verdiler.


Gerede’de ulusal örgütlenme yapılacak, kuzeyden gelen tabur emrime girdikten sonra Bolu’ya ilerlenecekti. 23 Nisan 1920’de Gerede’ye hareket ettik. Uzaktan Gerede ilçesi göründü. Bu sırada kuru sıkı top ateşi başladı. Bunun Meclis’in açılışı nedeniyle bir törenden kaynaklandığını sandık. Pusuya düşen askerlerimizin, silahlarını, atlarını alan, eşyalarımızı yağmalayan köylüler, heyetin başkanı olduğum için üzerime taş yağdırmaya başladılar. Aralarında acıma duygusuna sahip birinin engellemesi olmasaydı sağ kurtulmam olanaksızdı. Oradan hepimizi tutsak kafilesi gibi yaya olarak Gerede’ye götürdüler. Gerede’de hapishaneye götürüldük.


Hapishanede Gerede Müftüsü ve ileri gelenlerini çağırarak kendilerine, hareketlerinin yurdumuzun kurtuluşu adına ne kadar yanlış olduğunu, gardiyan mazgalından anlatmaya çalıştık ancak açıklamalarımız bir sonuç vermedi.


Her gün hapishanenin önünde halktan yüzlerce kişi toplanmakta, çevreden gelen birkaç silahlı atlının Hilafet Ordusu’na katılmaları için bir hoca tarafından dinsel tören yapılmakta, ulusal güçlerin dağılıp yok olmaları için yalvarılıp yakarılmaktaydı.


Bu hapishanede 5-6 gün kaldıktan sonra Düzce’ye götürmek üzere atlı gönderdiler. İsyancı atlı müfrezenin adamları ellerimize kelepçe, boyunlarımıza demir laleler takarak bizleri Düzce’ye götürdü.


Düzce’nin zindanına kadar halk arasından kelepçeli olarak geçirildik. Halk bizlere karşı taşkınlık yapıyor, aşağılayıcı sözler söylüyordu. Halkın bu davranışı, dış düşmanlarımızla birlikte hareket eden Saray ve onun yardakçısı yobaz, cahil hocalar güruhunun saf halkı ne denli kandırıp, dünyasının kararttığının kanıtıydı.


Düzce’de atıldığımız zindan bir ufak pencereden aşağı atlanılan, son derece rutubetli, büyük farelerin cirit attıkları kuytu bir yerdi. Hapishanenin karşısındaki kahvede her gün, bir sürü silahlı Çerkez ve Abaza isyancılar oturmaktaydı. Bunların hapishaneye ateş ederek bizi toplu bir ölüme göndermeleri o günlerin sıradan olaylarından biri olabilirdi. Bu nedenle pencereden bakmamayı bir kural olarak benimsemiştik. Hapishanede değişik kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, bizi özellikle beni ve milletvekili arkadaşlarımı İstanbul’da Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in Beyazıt Meydanı’nda asılmak üzere telgraf telgraf üzerine istediği, ara sıra hapishane önünde gördüğümüz arabaların bu iş için getirildiklerini sanıyorduk. Tahminimiz doğru imiş. Ancak isyancıların elebaşıları bir türlü karar veremiyorlarmış. Bu savaşlar sürerken isyancıbaşı Sefer İzmit’ten geldi. İlk işi hapishaneye uğrayarak Kuvayı Milliye’nin en güçlü bir uzvu diye duyduğu beni ziyaret etmek oldu. Bu fırsattan yararlanarak yurdumuzun içinde bulunduğu bitik durumu açıkladım. Genç, zeki, fakat pek hırslı olduğu anlaşılan bu adam söyleyecek söz bulamadı. Militarist bir yönetim olmaması, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının askeri bir diktatörlük kurmamaları için çalıştığını, böyle bir durumu engellemek için silaha sarıldığını söyledi. Bu tür mantıksız, ipe sapa gelmez sözler söyleyen isyancıbaşı Sefer, Yavuz Zırhlısı’ndan İzmit’te karaya ayak basma yürekliliğini gösteremeyen Hilafet Ordusu Komutan ve Kurmay Başkanı’nı gördüğünü ve hayal kırıklığına uğradığını gizlemedi.


(Devam bilgileri Ağustos 1920’de paylaşılacaktır)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG