8 Kasım 1920

Ankara, Dışişleri Bakan Vekili Ahmet Muhtar imzasıyla Ermeni Hükümeti'ne yeni barış şartlarını bildirdi. Başlıcaları; Sınırın halk oyu ile belirlenmesi, taraflarca diğer tarafa ve onun eşyasına geçiş izni verilmesi, Türkiye'nin geleceği konusunda Ermenistan'ın fiilen güven vermesi, Türkiye'den göç eden Ermenilerin geri dönebileceği... ikinci bir nota ile Ermenilerden silah ve cephane de istendi. Ermeniler bu şartlan ı 3'te kabul edecekler. Ahmet Muhtar Bey, Doğu Cephesi Komutanlığı'na "Ermeniler, barış teklifi ile felaketi savuşturmak istiyorlar. Ermenistan'ı ortadan kaldırmak gerekir" talimatını verdi. Türk ordusu, Şahtahtı'nı işgal etti. Ermenistan Hükümeti bir bildiri yayımladı: "Yapayalnız bırakıldık!"


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal Paşa ile İsmet ve Refet Beyler, düzensiz kuvvetleri düzenli orduya bağlama karan aldılar. Hükümet 338 sayılı kararname ile her ne ad altında olursa olsun, hükümetin özel izni olmadıkça halktan bağış toplanmasını yasakladı. Kararname hükmüne uymayanların lstiklal Mahkemesi'ne verilecekleri hükmü getirildi. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, Kuvayı Milliye kılığında Ankara'ya geldi. Mustafa Kemal ona Moskova Elçiliği'ni önerdi. Ali Fuat Paşa, kabul etti. Mustafa Kemal, ondan Ethem ve arkadaşlarını da yanına almasını isteyecek, ancak Ethem bu isteği reddedecektir. Batı Cephesi yarın ikiye ayrılarak bunlardan Batı Cephesi adını koruyana ismet Bey, Güney Cephesi olarak '2'ye ayrılan kısmın komutanlığına da Refet Bey atanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Robeck'ten Dışişleri Bakanı Curzon'a: İstanbul Hükümeti, Sevr Anlaşması'nın onaylanması gerektiğini kabul ediyor ama milliyetçilerden çekiniyor. Bu işi, Anadolu ile temas sonuna kadar ertelemek istiyor. Dışişleri Bakanı, onayın hiç değilse bir ay ertelenmesini ve bu arada mali yardım yapılmasını istiyor. Başbakan imzadan çekindiği için Müttefik memurları Ankara'ya gidemezler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Müttefik Karadeniz Orduları Başkumandanı Harrington, göreve başladı. Mareşal Milne İstanbul'dan 4'te ayrılmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Sovyet teklifleri ile ilgili görüşlerini bildiren bir telgrafı Moskova’da bulunan Bekir Sami Bey’e çekmesi.


Önemli bir meseleyi görüşmek üzere sabah Ali Fuat Paşa’yı istasyonda Karşılaması ve Ali Fuat Paşa’nın Ankara’ya gelişini şu şekilde tasvir etmesi... ”Fuat Paşa Ankara’ya geldi. Karşılamak için bizzat istasyonda bulunuyordum. Paşayı omuzunda bir filinta olduğu halde Kuvayi Milliye kıyafetinde gördüm. Batı Cephesi Komutanını bu kıyafete rağbet ettiren fikir ve zihniyet cereyanının bütün Batı cephesi üzerinde ne derece ileri bir tesir yapmış olduğunu anlamak için artık tereddüde mahal kalmamıştı.


Ali Fuat Paşa’nın Ankara’ya gelmesi üzerine yeni kararların alınması ve yeni komutanlara direktiflerini vermesi “ Süratle muntazam ordu ve büyük süvari kütlesi vücuda getirilecektir.”


Ali Fuat Paşa’yı Moskova elçiliğine, İsmet ve Rafet Paşaları Batı cephesinde görevlendirilmesi.

Naşat (Çopur) Bey’i özel görevli olarak İstanbul’a görevlendirilmesi.


ATATÜKR’ÜN HAYATI KONUŞMALARI VE YURT GEZİLERİ / NECATİ ÇANKAYA / 102


Artık Şark Cephesi’nde hareket başlamıştı. 18 Eylül’de karargahımla Erzurum’dan hududa hareket ettim. 28 Eylül’de bütün cephemi taarruza geçirdim. Ertesi gün yani 27 Eylül’de Sarıkamış’ın çocuklar kasabası olacağı mefkurem hakikate kavuşmuştu. Şark Cephesi karargahımı bugün burada kurmuştum.


30 Teşrimevvel (Ekim) de Kars Kalesini Zapt ve 8 Teşrinisani’de (Kasım) de Gümrü’yü işgal ettik. Kars’ta altı bin Gümrü’de on bin Ermeni çocuğun Amerikalı mütehassıslar elinde nasıl yetiştirildiğini görmek çok faydalı oldu. Her iki yerde birer düzine kadar kadınlı erkekli Amerikalı, emirlerinde birçok Ermeni bakıcı ve depolar dolusu elbise , çamaşır, kundura ve sair lüzumlu şeyler, her türlü yiyecek, ilaç…


Müesseseleri, hastaneleri , depolarını tamamıyla gezdim. Kars’taki çocuklar arasında yüz kadar Türk çocuğu bulunduğunu, içlerinden kaçıp gelen büyücek biri haber vermişti. Künyelerini tetkik ettirdim. Amerikalı müdürleriyle de anlaşarak resmi birer protokol ile Türk oldukları sabit olan yüz çocuğu aldım. Amerikalıların yetiştirmekte olduğu binlerce çocuk büyük bir bolluk içinde bulunmakla beraber bizimkilerden canlılık ve katılık hususunda çok geri duruyorlar. Yalnız kız çocukları da çok ve hepsi dikiş makinelerini kullanıyorlardı. Gümrü’de bir salona girdiğimiz zaman yüzlerce dikiş makinesinin çocuklar tarafından işletildiğini hayretle gördüm.


Ana mektebinden başlayarak tam bir hayat mücadelesine hazırlık ile uğraşıyorlardı. Lükse ait hiçbir öğretilmiyordu. İnsanca bir orta hayat işleri esas tutulmuştu. Çocuklar değil Amerikalı muallimler dahi kendi işlerini kendileri görüyorlardı. Kars’ta ve Gümrü’deki Amerikalılar, Ermenilere karşı medeni ordulardan daha medenice hareketimizi görerek memleketlerine bizim ordumuzu methetmişlerdi. Buna karşı da son derece nazik idiler. Verdikleri çay ziyafetlerinde bu heyetlerin ne kadar sade fakat zarif ve iş yapar, kibirsiz olduklarını taktirle gördüm.


Bütün bu Amerikan müesseselerinden çok istifade ettim. Sarıkamış çocuklar kasabasında daha iyi şeyler yapabileceğimden çok memnun kaldım.


ÇOCUK DAVAMIZ / KAZIM KARABEKİR / 44 – 45


KONYA İSTİKLAL MAHKEMESİ


Konya İstiklal Mahkemesi, bu bölgede çıkan ve “ Konya İsyanı” diye isimlendirilen Delibaş ayaklanmasının soruşturmasını yürütmek, çıkış sebepleri hakkında Meclis’i aydınlatmak amacıyla kuruldu. B.M.M. Başkanı M.Kemal’e de bu konuda aydınlatıcı bir rapor verdi. Konya İstiklal Mahkemesi konusu önemiyle diğer İstiklal Mahkemelerinden ayrı bir durum gösterdi. 08.11.1920 tarihinde göreve başlayan mahkeme 18.02.1921’e kadar karar verdi.


Konya isyanının yarattığı tehlike üzerine, özellikle M.Kemal'in isteği ile Ferid, Fuat ve Şevki Bey’lerden kurulu bir araştırma kurulu gönderilmesi önerildi. Daha sonra 41 imzalı bir önergeyle yedi kişilik bir kurulun bu ayaklanma hakkında rapor hazırlaması, ayaklanmayla ilgisi olup ta hatır için bırakılmış olanlarla iftiraya uğramış olanların mağduriyetine sebep olanların İstiklal Mahkemesine verilmeleri ,stendi. Ayaklanmadan sonra Konya’da bir harp Divanı kurulmuştu. İstiklal Mahkemelerinin bulunduğu bölgelerde harp divanı bulunması kanuna aykırı olduğu gibi, bu organların çalışmalarından da hoşlanılmıyordu. Sonuçta hükümetin isteği kabul edilerek, üç kişilik bir kurul gönderildi.


Hürriyet ve İtilaf Fırkasına dahil Zeynelabidin ve Delibaş’ın kalabalık bir toplulukla 2 Ekim 1920’de Konya’da çıkarmış oldukları isyan, askeri ve milis kuvvetler tarafından şiddetle bastırıldı. Bundan sonra İstiklal Mahkemelerinin çalışmaları ile Konya ovası Milli Mücadele’nin en verimli bölgesi oldu.


Ayaklanma çıkaranların amacı geçici bir hükümet kurmak ve hareketi kazalara kadar yaydıktan sonra Yunanlilar’la birleşip Ankara’ya saldırmak ve İstanbul yolunu açmaktı. Halkı bozguncu ve gerici propaganda ile “ Kim bunlarla (Milli Mücadeleye katılanlar) birlikte Yunanlılara karşı giderse şer’an kafirdir” diyerek Milli Mücadele’ye karşı kışkırtıyorlardı.


Konya İsyanı sonucu davaların çoğalması İstiklal Mahkemesi’nin işini zorlaştırdı. Bu yüzden 02.12.1920’de İzmit Mebusu Hamdi Namık Bey Konya’ya iki veya üç adet İstiklal Mahkemesi gönderilmesini istedi. 09.12.1920’de bir mahkeme daha kurulması için Meclis Başkanlığına önerge verdi. Konya’ya giden araştırma kurulu da yine bu konuda B.M.M. Başkanlığı’na 22.12.1920’de gönderdiği yazı ile, ayaklanma olayı yüzünden davaların çok arttığını ve bir mahkemenin bu işin altından kalkamayacağı için en kısa zamanda bir İstiklal Mahkemesi daha gönderilmesini istedi. Konya’ya bir mahkeme daha gönderilmedi. Bu durum büyük tehlikeler karşısında İstiklal Mahkemeleri’nin önemini ve bu mahkemeye duyulan ihtiyacı göstermektedir.


Konya İstiklal Mahkemesi ayaklanma suçlarının çokluğu karşısında çok zor durumda kaldı. Bu durumu B.M.M.’ne de bildirdi. Ayaklanmaya katılanların çoğunluğunu asker kaçakları meydana getiriyordu. Mahkeme ayaklanmanın oluş sebebini, kışkırtıcıları ve elebaşları saptayıp, olayları yakından izliyor, davasına bakacağı suçları öğrenmiş oluyordu. Halkın bozguncular tarafından kolayca ayaklandırılabilmesi şu üç sebebe dayanıyordu.


1.Na’malup İngilizlere karşı savaşın delilik olduğu ve padişahın İngilizlerle sulh yaptığı, 2.Kuva-yı Milliye’nin halifeye karşı savaştığı ve ona iştirak edenlerin cani olacağı

3.Askerliğin terhis edildiği ve vergi toplanmasının uygun olmadığından Kuva-yı Milliye’ye karşı kıyamın caiz olduğu” Bu çeşit propaganda ayaklanmaya büyük etki yaptığı için bozguncular ağır şekilde cezalandırılacaklardır. Mahkeme bir iki kaza dışında bütün Konya ve civarının ayaklanmış olduğunu kabul ediyordu. Bunların kanunen idamı gerektiğini, fakat idam gibi sert bir cezanın, suçları ağır olanların başkalarına ibret olması ve suçun tekrarına engel ve suçlunun hak ettiği cezanın yerine getirilmesi için uygulanması görüşündeydi. Bütün Konya halkına ceza verilemeyeceğinden, olayla ilgili olanları suçlarına göre üçe ayırıp, “1. Zorla ayaklanmaya katılanlarla 2. Cahil, kandırılmış ve fikir yönünden etkisi olmayanların Yumuşak, 3. Kişisel ve mali yönden halka etki eden ve bu yolla ayaklanmaya katılanların şiddetli “ cezalandırılmaları uygun görüldü.


Konya’da 10’u aşkın harp divanının hızlı çalışmasına rağmen merkezde 800 ve civarda 1500’den çok tutuklu bulunuyordu. Hapishanelerde yer kalmamıştı. Yüzlerce insan “ isyana katılmıştır” diye bir iki satırlık bir yazıyla tutuklanıyordu. Tutuklananların ayaklanmaya katıldıkları, katılma derecesi ve ilişkisi nedir, delil var mıdır? Bilinmiyordu. Konya İstiklal Mahkemesinin göreve başlamasına kadar geçen süre içinde çeşitli yerlerde, çeşitli kuruluşlarca, suçla bağdaşmayan çok sert cezalar verilmişti. Halk bu cezaları intikam olarak gördüğünden, “ cezaların uygulanışında intikam hissinin hakim olduğu” görüşünün yıkılması gerekiyordu. Adı geçen kurullar ayaklanmanın yaratıcısı olan memleketin ileri gelenlerine ağır ceza verip, halka örnek olmaları gerekirken bunu yapmamışlardı. İdam gibi ağır cezaların halka uygulandığı ve asıl suçlulara yumuşak cezalar verildiğinden, cezadan beklenen ibret verici sonuç alınamamıştı. Ayaklanmaya katılan iki binden çok suçlunun yedi yüzden çoğuna idam ve geri kalanlara müebbet hapis, kürek, kal’a band, nefy ve teb’id cezaları verilmişti. Kuva-yi Tebdiye’ce de bir çok yerlerde evler yıkılmış, bir kısım halk delilsiz olarak tutuklanmış ve bütün şehir halkı fark gözetmeksizin cezalandırılmıştı.


Mahkeme Konya’ya varışının ertesi günü yayınladığı bir bildiriyle harp divanlarının çalışmalarına son verip, ellerinde bulunan davaları devraldı. Daha sonra İstiklal Mahkemeleri’nin amacını belirten ve asker kaçaklarına af tanıyan beyannamesini yayınladı. Tebellüğ listeleri gelmeye başladı. Hakkında delil olmayanların yargılanması ertelendi. Delil olanların davalarına bakılmaya başlandı. Mahkeme şiddetli davranışı uygun görmeyip, yumuşak ve anlayışlı bir uygulamada bulundu. Ayaklanmaya katıldıkları sabit olmayan ve diğer suçlarla ilişkisi bulunmayanları serbest bırakmasına, şüpheli görülenlerin ise tutuklanmasına karar verildi. Diğer davalarda da aynı anlayış hakimdi.


İSTİKLAL MAHKEMELERİ / ERGUN AYBARS / 117 – 118 – 119 – 120


Nutuk’tan/


Saygıdeğer Efendiler, burada bir an durarak bakışlarımızı İstanbul’a çevirelim. Damat Ferit Paşa Hükûmeti’nin her türlü düşmanla ortak olan «silâhla sonuç alma plânı» uygulamada başarı kazanamamıştı. İç isyanlara karşı koyduk ve direndik. Yunan taarruzu en sonunda bir hatta durdu.


Yunanlıların ondan sonraki hareketleri de sınırlı alanlar içinde kaldı. İç isyanlara ve Yunan cephesine karşı ciddî tedbirler almakta olduğumuz görülüyordu. İçeriden ve dışarıdan gelen silâhlı hücumların, özellikle Ankara’daki Millî Hükûmet’i sarsamayacağı anlaşılıyordu. Bu itibarla, İstanbul’un silâhlı saldırı politikası iflâs etmiş bulunuyordu.


Bunu değiştirip, yeniden uzlaşma politikasına döner gibi görünerek, bizi içerden yıkma politikası gütmenin daha yararlı olacağına inandıklarına hükmedilebilirdi. Tıpkı 1919 Eylülünde Damat Ferit Paşa’nın birinci çekilmesinden sonra, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin gelmesiyle olduğu gibi, görünüşte bizim için yumuşak sanılan bir politika ile, bizi içten yıkma teşebbüsü yenilenecekti.


Bundan sonraki mücadelelerimizde, İstanbul vasıtasıyla yapılan iç ve dış teşebbüsler, bizi güçsüzlüğe düşürecek telkinler ve Yunan ordusuyla olduğu kadar, fakat anlaşılması ve anlatılması daha güç şartlar içinde, içerideki bozgunculara karşı uğraştığımız da görülecektir.

İstanbul’da hükûmetin başına Tevfik Paşa getirildi. Kabinede Dahiliye Nâzırı olarak Ahmet İzzet ve Bahriye Nâzırı olarak Salih Paşa’lar bulunuyordu. Tevfik Paşa Kabinesi derhal bizimle temas ve ilişki kurmak istedi.


Bu görevi esas itibariyle Ahmet İzzet Paşa üzerine aldı. Saray kurmay hey’etinde bulunan bir subay, Ahmet İzzet Paşa tarafından bazı notlarla Ankara’ya gönderildi. Bu notlarda, eskisine bakarak daha elverişli şartlarla, söz gelişi, İzmir’de Osmanlı hakimiyeti altında Yunanlılar tarafından özel bir yönetim kurulmasının kabulü gibi şartlarla, bir barış yapma ümidinde bulundukları ve her şeyden önce, İstanbul Hükûmeti ile bir uzlaşmaya varmanın önemli olduğu bildiriliyordu.


Ahmet İzzet Paşa’nın ve içinde bulunduğu hükûmetin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Hükûmeti’nin nitelik ve yetkilerinden haberdar olmadıkları, hâlâ İstanbul Hükûmeti’ni sürdürmeyi ve bu yolla millet ve memleketin kaderiyle, ilgili sorunları çözmeyi düşündükleri görülüyordu.


Ahmet İzzet Paşa’ya ve Tevfik Paşa Kabinesi’ne durumu bildirmek ve kendilerini aydınlatmak maksadıyla, gereken bilgi ve görüşleri etraflı olarak yazdırıp Ankara’ya gelen özel memura verdik ve kendisini 8 Kasım 1920 tarihinde İnebolu’ya doğru yola çıkardık.


12 Kasım 1920 günü, Zonguldak’tan Yüzbaşı Kemal imzalı kısa bir telgraf aldım. Bunda, şifreli bir telgrafı çekmek üzere İstanbul’dan gönderildim, deniyordu. Söz konusu, şifreli telgraf, Dahiliye Nâzırı İzzet Paşa’nın imzasını taşıyordu. İstanbul’da 9 Ekim 1920 tarihinde yazılmıştı.


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG