9 Ağustos 1921

Genelkurmay Başkanlığı, muhtemel Yunan saldırısına karşı, Ankara çayı ağzından Çayırhan'a kadar olan Sakarya hattının halkın elindeki araç gereçlerle tahkim edilmesi gerektiğini Batı Cephesi'ne bildirdi. Ordunun elinde, bu kadar geniş bir hattı tahkim etmeye yarayacak kadar kazma-kürek yok. Çevre halkı, düşmanın yakın bir tehlike olmasından ötürü, elindeki araçlarla tahkim yapmaya severek koşuyor. Genelkurmay, Afyon yönünde toplanmakta olan 2. Kolordu için düşündüğü hareket planını Batı Cephesi'ne bildirdi Yunan Savaş Bakanı Theodokis, Atina'da İngiliz Askeri Ateşesi ile görüşürken Mustafa Kemal ordusunun ansızın kaybolduğundan, uçaklarla bile yerini saptayamadıklarından yakındı. 5 Eylül' de Ankara' da görüşmek üzere randevu verdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Üçüncü Kafkas Tümeni Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı'na, 12 sandık içinde 72.000 "kızıl emanetin" (Rus Sovyet altınının) gerekli tedbirler alınarak motorla Trabzon'dan yola çıkarıldığını bildirdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Genelkurmay'a bağlı gizli haberalma ve ikmal dairesi olan Muharip Grubu, Felah Grubu adını aldı. Grup 30 Ocak 1 920'de Namık Grubu adıyla kurulmuş, daha sonra sırasıyla Hamza, Mücahit, Muharip adlarını almıştı. Grup İstanbul'dan silah ve cephane aşırıyor, subay getiriyor, düşmanın ve İstanbul Hükümeti'nin çalışmalarını izliyor, karşı tedbirler alıyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Binbaşı rütbesi verilen Topal Osman'ın komutasındaki Giresun Birliği, Ankara'ya geldi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi binası önünde geçit resmi yaptı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Akşam: Anadolu'nun 100.000 kişilik ordusu, son derece muntazam harp malzemesine malik bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: İngilizlerin fırıldak siyaseti. İngiltere, yarın bizimle en evvel dost olmağa çalışacaktır. İngilizler bükemediği bileği öper


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: İki sene evvel, azim, iman ve celaletle kurtuluş hareketinin başına geçen Mustafa Kemal Paşa, bugün de Milli Ordu'nun Başkumandanı sıfatıyla anayurdun harim-i ismetine sokulan düşmanı boğmağa hazırlanıyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Son Bizans Kralı Constantine’nin İstanbul’u Türklere karşı savunurken elinden düşürdüğü kılıcı alan Yunanistan Kralı Constantine zaferler kazanan ordusunun kurtardığı topraklara gelmiş, Kütahya’ya yerleşmişti. Ordusunun Ankara’ya yürüyeceği günleri sabırsızlıkla bekliyordu. Ankara yolu üzerindeki Gordion’a gidecek yüzyıllarca önce Büyük İskender’in çözemediği düğümü çözecekti. Büyük İskender düğümü çözemeyince öfkelenmiş, bir kılıç darbesiyle kesivermişti. Bu yüzden de Anadolu’da tutunamamıştı. O, düğümü çözecek ve bu topraklar sonsuza dek Yunanlarda kalacaktı.


Yunanistan Kralı Constantine, Kütahya’dan Atina’daki karısına bugün yazdığı mektupta, kurtarılan toprakları şöyle anlatıyordu:


‘Birkaç km yarıçaplı bir alanda bir tek ağaç görünmüyor. Ama mısır tarlaları olağanüstü güzellikte. Hava çok sıcak değil, geceleri serin, bazen soğukça. Kasabalar pis, daracık yolları bozuk…’


Kral mektubunda savaşın giderek uluslararası savaş kurallarını hiçe sayan bir biçime nasıl dönüştüğünü açıklamaktan kaçınmıyordu:

‘Tehlikeli geri kafalılığın hala sürüp gittiği Türk köyleri var. Türkler geceleri köylerinden çıkıp yollardaki korumasız askeri malzeme kamyonlarına saldırıyor, şoförlerimizi ve erlerimizi en vahşi bir biçimde öldürüyor, bazı organlarını kesiyor, hatta derilerini yüzüyorlar. Bu davranışlar askerlerimizi öyle öfkelendiriyor ki, onlar da hoş olmayan karşılıkta bulunuyorlar. Bu yüzden savaş vahşi bir döğüşe dönüşüyor. Savaş tutsaklarımızın sayısının çok az olmasının nedeni de bu. Tutsak olanlar hemen orada öldürülüyorlar.’


‘Yakında barış olacağını umuyorum. Bu savaşta çok yorgun düştüğümüzü saklamıyorum. Fakat yeniden belirteyim ki, bu yalnız benim savaşım değildir. Bu ulusal bir savaştır. Önceki gün, Eskişehir’deki sancaklara ve savaşçılara madalya dağıtma törenine katıldım. Tören dövüşülen yerlerin çok yakınında yapıldı. Törene katılan birlikleri dövüştükleri yerlerden geliyorlardı. Önümden geçerken beni selamlamak için yere eğilen yirmi dört sancağın kurşunlarla delik deşik olduğunu görünce, boğazımda bir şeyler düğümlendi. Bu satırları yazarken bile heyecandan titriyorum. Tanrı’ya şükürler olsun ki yitiklerimiz az…’


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 43)


Çorum Mutasarrıfı Ali Cemal (Bardakçı) Bey, Ankara’dan gelen ulusal yükümlülük emirlerini öğrenmiş bulunmaktadır. Derhal duyuru yapar ve sonuçları beklemeye koyulur.


Dün geceyi makam odasında geçirmiştir. Halktan toplanacak çürük çarık şeylerle yapılacak vuruşmaya bağlanmıştır tek umut. Ama 1911 yılından bu yana on yıl süren savaştan sonra halkın elinde verebileceği ne kalmıştır? Masasına dirseklerini dayar, karamsar düşünceler arasında bocalar, sonunda oracıkta uyuyakalır.


Sabah uyanıp pencereden dışarı baktığında, şaşırır kalır. Genç mutasarrıf Ali Cemal Bey, tutamaz artık kendisini. Ağlamaya başlar. Odada yalnızdır, nasıl olsa kimse göremeyecektir ağladığını. Gözyaşlarının bulanıklığı arasından gördükleri coşturur onu. Ağladıkça ferahlar, ağladıkça dinçleşir.


Köylü kentli nesi var nesi yoksa getirip Hükümet Meydanı’nın ortasına yığmaktadır. Bulguru, tarhanası, yamalı elbiseleri, pabuçları, çarıkları ve arabaları… Zaman ilerledikçe Hükümet Meydanı daha da kalabalıklaşır, yığınlar büyüdükçe büyür.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 43)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG