top of page

9 Haziran 1921

Gece sabaha kadar 250 tonluk bir gemi İnebolu'ya savaş araç ve gereçleri boşalttı. Yunan devriye gemilerinin bir baskınından endişelenen İnebolulular limana gelen silah ve cephaneyi boşaltmak için seferber oldular. Yeni Dünya ve Can vapurlarından da külliyetli askeri eşya boşaltıldı. İstanbul'dan gelen sivil elbiseli 400 subay da karaya çıktı. İnebolulular, 5/6 gecesi gelen cephane yüklü bir vapuru da 2 gün ı gecede boşaltabilmişlerdi. İnebolu'yu Yunanlıların Kılkış ve Averof gemileri bombaladılar. Kılkış'tan gelenler, İnebolu'daki silah ve cephanelerin kendilerine teslim edilmesini istediler. Halk, kapabildiği silahı alarak İkiçay'a çekildi. Çocuklar da taşıyabilecekleri kadar cephane alıp arkalara taşıdılar. Yunan atışlarına top atışlanyla karşılık verildi. İnebolu Rum kadınları Kılkış'a doğru: "Biz Türklerle güzel geçiniyoruz. Siz rahatımızı kaçırıyorsunuz" diye bağrıştılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Doğu Ordusu Kumandanı Kazım Karabekir, tümen komutanlarına bir genelge yayımlayarak Halk Şuralar Fırkası'nın programını kötüledi. Sınıra gelecek Enver adındaki kişilerin yakalanmasını istedi. "Hükümeti halk eline vererek çökertecekler. Orduyu milis yapacağız diye dağıtacaklar. Çapulculardan bir Kızılordu yapacaklar" dedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Karabekir, Mustafa Kemal'in Bolşeviklik aleyhine yayın yapılmasını isteyen 4 tarihli şifresine cevap verdi: "Yapılacak yayın, Bolşeviklik aleyhinden çok, bize Bolşevikliği sokmak isteyenlerin felaket üzerinde olacaktır. Bolşeviklik programı lafta kalmıştır. Rus ordusu ne bulursa talan ediyor. Halkçılık adından yararlanarak Meclis'in kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye maddelerinden fazla taşkınlıkta bulunanlara karşı şiddetli tedbirler gerekir".


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Franklin Bouillon Ankara'da. Fransa Hükümeti'nin Ankara ile ayrı bir anlaşma yapmak üzere gönderdiği Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı Bouillon 'un yanında Fransız albayı Sarrou da var. Bu görüşmeler sonucunu Bouillon Fransa'ya götürecek, Sakarya Savaşı'nın kazanılmasından sonra 20 Ekimde Fransa ile Türkiye arasında Ankara Anlaşması imzalanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey (Tengirşek), Moskova'dan İnebolu yoluyla Ankara'ya döndü. Yusuf Kemal Bey, 14 Aralık 1920'de Ankara'dan İktisat Bakanı olarak ayrılmış, Rıza Nur ve Ali Fuat Paşa ile birlikte 17 Şubat 1921 'de Moskova'ya varmış, 16 Mart'ta Türk-Sovyet Dostluk ve Yardım Anlaşması'nı imzaladıktan sonra ı Nisan'da Moskova'dan ayrılmıştı. Bekir Sami Bey'in İngiliz, Fransız ve İtalyanlarla yaptığı anlaşmaların Meclis tarafından reddedilmesi üzerine Dışişleri'nden çekilmesinden sonra da kendisi yolda iken Dışişleri Bakanlığı'na seçilmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Kabinesi, Türkiye' ye bazı önerilerde bulunmayı kararlaştırdı. Bunların başlıcaları: İzmir'in özerk bir yönetime bağlanması, Boğazların Türklere bırakılması. Bunları Yunanlılar kabul eder, Türkiye etmezse Yunan Hükümeti para, cephane ve uçakla desteklenecek. Türkiye abluka edilecek... Genelkurmay Başkanı Mareşal Wilson'un Türkiye'den İngiliz kuvvetlerinin çekilmesi ve Ankara ile anlaşma yapılması yolundaki önerileri itibar görmedi. Arabuluculuk önerileri, İtilaf Devletleri'nin Paris'teki ortak toplantısında 19 Haziran'da kabul edilecek, fakat öneri Yunanistan tarafından reddedilecektir. Daily Mail'in dünkü haberi üzerine Avam Kamarası'nda Cecile Harmsworth, İngiltere'nin Ankara'ya karşı Yunanistan'ı etkin biçimde desteklemek amacında olup olmadığını sordu. Buna cevap veren Avam Kamarası Başkanı Chamberlain, İngiliz Savaş gemilerinin daha önce hazırlanan bir gezi programına göre hareket ettiğini, uygulanan siyasetin yeniden gözden geçirildiğini söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Belçika'nın İstanbul Orta Elçisi De Welle, raporunda Ankara Hükümeti'ndeki değişikliğin İngiliz Kabinesi'ni rahatsız ettiğini belirterek bunun iki nedeni olarak Mustafa Sagir'in idamını ve Antalya limanında İngiliz bayrağının hakarete uğramasını gösterdi. Rapora göre, Konya olaylarına karışan Mustafa Kemal aleyhtarlarından bazıları, İngiliz bandırası taşıyan bir Mısır gemisine bindiler. Gemi Antalya'ya uğrayınca milliyetçilerin saldırısına uğradı, bütün direnmelere rağmen milliyetçiler 1 2 mülteciyi yakaladı, ikisini hemen öldürdü, onunu da götürdü. Türk-Sovyet Anlaşması'nın gizli bir maddesine göre Ruslar Türkiye'ye 1 50.000 kişilik bir ordu göndermeğe hazır iseler de Türkler bunu istemiyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


DAHİLİYE VEKALETİNE ( 9 HAZİRAN 1921)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Ankara, 9.6.1337 (1921)

Kalemi Mahsus

No:6/629


Dahiliye Vekaletine

İstanbul’dan Gülnihal Vapuru ile İnebolu’ya gelecek olan Dr. Ferit Rasim Bey’in Ankara’ya gelmesine müsaade edilmesini rica ederim.


Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Mustafa Kemal


ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ CİLT 11 / 192


Endişeler ilk defa 9 Haziran’da Hull Daily gazetesinde görülüyor. Son savaş başlığı atan gazete; Karadeniz’in güney kıyılarına Yunan ordusunun sol kanadı olacak birliklerin çıkarıldığını ve korunduğunu yazıyor, fakat Yunanlıların İstanbul’u işgal tehlikesi de vurgulanıyor. Venizelos’un düşmesiyle Yunanlıların, müttefiklerin desteğini kaybettiğine dikkatler çekilirken: “ Fakat müttefiklerin amaçları aynı kalmalı” diyenlere ise “ Ne yazık ki hayır! Fransa Türklere karşı İngiltere’den çok daha dostluk ruhuna sahip. Mustafa Kemal’le anlaşma bile yaptılar!” şeklinde cevap veriyor. Böylece basının, Türkiye ile Fransa arasındaki yakınlaşmadan duyduğu rahatsızlığı artık açıkça dile getirdiği görülmekte. Yunanların tekrar ağır silahlarla takviye edildiği belirtilirken; Atina’nın Hıristiyan ve Türk’ün son savaşının zafer umuduyla devam ettiği yönündeki açıklamasını da aktarıyor. Son olarak gazete, Yunanlıların savaşı kazanmaları durumunda neredeyse İstanbul kadar büyük bir ödül isteyecekleri fakat Türklerin kazanması halinde Hıristiyan nüfusun, Fransa’da birçok dostu olan Türklerin yönetimine tekrar bırakılması politikasının imkansız olacağı çünkü nehrin yukarı doğru akmayacağı – Türk iyi bir adamdır, hoş görülmelidir- efsanesinin yıkıldığı ifade ediliyor. Bu çok önemli fikir ve endişelerin benzerleri, bir gün sonra Günden Güne Londra başlıklı Sheffield Daily Telegraph gazetesinde mühim bir haber ile görülmekte. Bakanların Chequers’te acil bir toplantı düzenlendiğinin ve konuşulacak konulardan birinin, Türklerin Anadolu’daki saldırganlığı üzerine olduğunun aktarıldığı haber şöyle devam ediyor:


“(…) Bu konu üzerine tartışılacak çok şey var ve şimdilik söylenecek tek şey, müttefiklerin sorunu umursamaması, İtalyanların açıkça bizim aleyhimize Kemalistlere cephane desteği sağlaması ve Kemalistlerin Çanakkale ya da İstanbul’u ele geçirme ihtimali doğana kadar Türk-Yunan savaşında aktif rol almaktan kaçınmamız gerektiği.(…)


Ulaşmaları çok kesin olmasa da Kemalistler boğazlarda görünmeye başlarsa, Başbakan Lloyd George muhtemelen müttefikleri bir toplantıya çağıracak ve Mustafa Kemal’le görüşülmesini, adamlarının boğazlarda bizim nakliye ve filolarımız için boğazların serbestliğini tanıması suretiyle bir anlaşma yapılmasını isteyecek”


İfadeler şüphesiz önemli. Açık ve net bir şekilde Türklerin boğazlara varacağı pek kesi gözükmese de böyle bir durum karşısında boğazların serbestliğini içeren bir anlaşmanın teklif edileceği ifade ediliyor. Peki, o sabah bu gazeteyi okuyan bir İngiliz “ Mademki sorun boğazlar, o halde Türkleri Yunanlılarla neden savaştırıyoruz?” diye sormuş mudur şimdilik bilinmez fakat bu planların günlük bir gazetede yazılması şaşırtıcıdır.


İNGİLİZ BASININDA MİLLİ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL PAŞA / ERTÜRK ÖZEL / 146-147


İnebolu’ya çıkınca dinlediğim kahramanlık menkıbeleri ise bu hülyamı daha ilk adımdan itibaren sanki gerçekleştirivermişti. Bu menkıbeler neydi? Onları benim İnebolu’dan geçtiğim tarihte dokuz yaşında bir okul çocuğu olan Nevzat Çeliker’den dinleyelim.


Bugün tahminen kırk beş yaşında olması lazım gelen bu İnebolu’lu vatandaşımız geçen yılın Haziran ayında, günlük gazetelerimizin birinde, otuz altı yıl evveline dair bazı hatıralarını “Kahraman İnebolu” başlığı altında bize şu suretle nakletmiştir:


“ 9 Haziran 1921 gününü, bugün gibi bütün tazeliği ve canlılığıyla hatırlıyorum. Henüz daha dokuz yaşında bir çocuktum. Anadolu’nun kalbine, Ankara’ya tek muvasala yolu İnebolu’dan geçmekteydi. Karadeniz’in sert rüzgarına göğüs geren bu küçük liman kasabasını bütün heybetiyle düşmana gülen ve sanki o anda o karanlık günlerde kendisine düşen vazifeyi idrak eden hali vardı. İlkokulumuz denize dik inen sert bir yamacın üzerinde bir kartal yuvası gibi. Çoluğu çocuğu, ninesi ve dedesiyle herkesin gözü ufuklarda. Herkes sahil ve plajlara dökülmüş. Ara sıra hocamız sınıfın penceresinden Kerempe burnuna doğru ta uzakları gözlüyor. Herkesin bir tek düşüncesi var. Hepimiz sonsuz ufuklardan bir gemi bekliyoruz. Biraz sonra, hocamız büyük bir heyecanla: “ Çocuklar, vapur göründü. Haydi, yar başına” diyor. Evet biraz sonra gemi sahile yanaşacaktı. Hepimiz o dik bayır ve yamaçlardan birer bayram çocuğu sevinciyle sahile koşarak Anadolu’da çarpışan kahraman Mehmetçiklerimize ulaştırılacak cephaneyi tahliye etmek üzere yarı belimize kadar sular içerisinde hasretle bekliyoruz.


Gemi sahilden 1 mil uzaktadır. Gözlerini budaktan esirgemeyen sert bakışlı, yağız yüzlü, cesur, vefakar İnebolu kayıkçısının gür sesi erkekçe gürlüyor: “ kürek başına “ Bir anda denize açılan yüzlerce kayık korkunç dalgalar arasındadır. Bin bir müşkülatla kayıklara boşaltılan ağır cephane sandıkları, günlerce açlık ve uykusuzlukla mücadele eden kahramanların omuzlarına yüklenecek, oradan soluk benizli, yalın ayak on yaşına bile basmamış kız ve erkek köylü çocuklarının sürdüğü kağnı arabalarına yüklenecektir. Dumanlı dağ başlarında yabani meyve ve otlarla beslenen bu kahraman Türk çocukları bu cephaneyi Ankara’ya, ölmez ve kahraman Mustafa Kemal’in tunç ordusuna teslim edecektir. Şimdi gözlerimizi sahile çevirelim. Bakınız 5-6 yaşındaki çocuklar; analar, babalar, tertemiz beyaz sakallı dedeler memleket aşkıyla parlayan bakışlarla sahildeki kayalıklara doğru yürüyor. Bir cephane sandığını veya bir gülleyi omuzlayarak tehalükle dik merdivenlere doğru ilerliyor. Bir çelimsiz yavru sandala doğru yürüdü. Fersiz gözlerini iri yapılı kayıkçıya çevirdi “ koy amca sırtıma “ dedi. Bu ağır bir mermi idi. Kayıkçı “ Yavrum sen bunu taşıyamazsın, bırak “ dedi. O çocuk sanki gururu ve izzetinefsi kırılmış gibi kendisinden beklenmeyen haşin bir sesle bağırdı: “ Koy omuzuma, sen karışma . Bu sekizinci seferim.”


Sahilden kasaba içine çıkan dik merdivenlere bakınız; yetmiş yaşında ak sakallı, vakur bir ihtiyar köylü ağır bir cephane sandığını omuzlamış, merdivenleri yirmilik bir delikanlı çevikliği ile ikişer ikişer atlamaktadır. O sırada bu şanlı levhayı gözyaşlarıyla seyretmekte olan Muhittin Paşa ( Kastamonu Valisi) ihtiyara doğru yürüdü: “ Müsaade et babacığım; sana yardım edeyim ve o temiz alnından bir kere öpeyim” İhtiyarın cevabı şu oldu: “ Bana yardımı bırak, Düşman gemileri geliyor. Git, bir sandık cephane de sen omuzla”


Evet, biraz sonra düşman gemileri ufukta görünecek, sonra sahile yanaşacak ve İnebolu’nun cephaneyi teslim etmesini isteyecektir. Nitekim öyle oldu. 9 Haziran 1921 Perşembe günü mübarek bayram günüdür. Düşmanın “Kılkış” muharebe gemisi ile “Panter” muhribi sahile sokulmuş, mühimmatın bir saat zarfında teslimini istemiş, aksi taktirde, bütün İnebolu’nun bombardımanla yok edileceğini bildirmişti. Bu millet, insana kolay kolay cephane teslim eder miydi? Her şeyini, malını, mülkünü, kanını, canını verebilirdi ama, namus ve şerefini teslim edemezdi. Bir taraftan düşman oyalanırken, diğer taraftan tellallar şöyle bağırıyordu; “Ey ahali düşman bir saat sonra bizi bombardıman edecek. Son cephane sandıklarını omuzlayın”


İnsafsız düşman ağır toplarıyla İstiklal ateşi içinde yanan bu küçük kasabayı bombalarken yer gök inliyordu. Kundaktaki yavrular, hamileler ve hastalar sedyelerle tepelerin arkasına taşınmıştı. Bunlar hala büyük bir gürültüyle havada vızlayan mermi seslerini vakurane bir edayla dinliyor ve sanki şöyle söylüyorlardı “ cephanemizi taşıdık. Artık ölsek de ne umurumuzda “. İşte beş bin nüfuslu kahraman İnebolu çoluğu çocuğu, ihtiyarı genci ile 9 Haziran 1921 günü mübarek bayramı böyle kutlamıştı”


VATAN YOLUNDA / YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU / 107-108-109-110


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG
bottom of page